|
|
| Yazar | Mesaj |
Spawnsas
Nereden: --- En Sevdiğim Kişinin Yanından |
#269793
2007-12-31 16:24 GMT
MİTOLOJİDE GEÇEN TANRILAR VE KARAKTERLER
Aphrodite Aphrodite, aşkın, cinsel isteklerin ve güzelliğin tanrıçasıdır. Doğal yeteneklerinin yanında, herkesin kendini arzulamasını sağlayan büyülü bir kuşağı vardır. Doğumu hakkında iki söylenti vardır. İlki onun Zeus ve Dione'un kızı olduğunu anlatır. İkincisi, Cronos hadım edildiğinde denize atılmış olan organından damlayan kanlardan doğduğunu ve kocaman bir midye içinde Kıbrıs'ta karaya çıktığından bahseder. Hephaestus'un karısıdır. Ağacı mersin, hayvanları güvercin, kuğu ve serçedir. Apollo Apollo, Zeus ve Leto'nun oğlu, Artemis'in ikiz kardeşidir. Altın bir lir çalar; müziğin tanrısıdır. Gümüş bir yayı en uzağa o atabilir; okların tanrısıdır. Tıbbı insanlara o öğretmiştir; iyileştirici tanrıdır. Asla yalan söylemez; ışığın ve gerçeğin tanrısıdır. Apollo her sabah, 4 atlı arabasını gökyüzünü başından sonuna dolaşır ve güneş doğar. Delphi'de bir nasihatçı olrak tanınır. Yunanistanin dört bir yanından insanlar ondan nasihat almak için Delphi'ye gelirler. Kutsal ağacı defne, hayvanları yunus ve kargadır. Ares Ares, Zeus ve Hera'nın oğludur. Ne annesi ne de babası tarafından pek sevildiği söylenemez. Savaş tanrısıdır. Öldürücü ve kana susamış bir tanrıdır ama bir yandan da korkağın tekidir. Aphrodite'le yatakta yakalanınca, kocası Hephaestus tarafından herkesin içinde alay konusu edilmiştir. Akbaba ve köpek kutsal hayvanlarıdır. Artemis Artemis, Zeus ve Leto'nun kızı, Apollo'nun ikiz kardeşidir. Vahşi hayvanların ve avın tanıçasıdır. Gençlerin koruyucusudur. Apollo gibi o da gümüş oklarla atış yapar. Erdemin, namusun simgesidir. Çocukarın doğumlarını yönetir (doğumunda Leto'ya hiç acı çektirmemiştir.) Kutsal ağacı servidir. Özellikle geyik olmak üzere tüm hayvanlar ona kutsaldır. Athena Athena Zeus'un en sevgili kızıdır. Athena (Minerva) was the daughter of Zeus. Yetişkin, zırhlı ve silahlı bir şekilde, babasının kafasından fırlayarak doğmuştur. Savaşta acımasız ve cesurdur ancak sadece şehri düşmanlardan korumak için savaşmır. Şehrin, el sanatlarının, tarımın ve zekanın tanrıçasıdır. Yuları icat ettip, insanların atı evcilleştirmesini sağlamıştır. Trompet, flüt, çömlek, tırmık, saban, gemi ve savaşta kullanılan at arabası onun icatlarındandır. Bilgelik, akıl ve saflık tanrıçasıdır. Zeus'un en sevdiği çocuğu olduğu için, şimşekleri dahil, babasının tüm silahlarını kullanmaya izni vardır. Kutsal şehri Atena, ağacı zeytin ve hayvanı baykuştur. Hades Hades de Zeus'un kardeşidir. Ölülere hükmeden yeraltı tanrısıdır. Kullarının sayısını artırmak için delice uğraşan, açgözlü bir tanrıdır. Erynyes'ler onun değerli misafirleridir. Onu ziyarete gelenlerin yeraltı dünyasını terketmeleri konusunda da oldukça isteksizdir. Aynı zamanda, yerden çıkan değerli metaller onu bolluk çokluk ve servet tanrısı yapmıştır. Onu görünmez yapan bir miğferi vardır. Yeraltı dünyasından pek ayrılmazdı. Acımasız ve hatta korkunçtu ama sözünden dönmezdi ve kaprisli bir tanrı değildi; bilmem bu son iki özellik onu pek affedilir kılar mı Gülümseme Zorla kaçırdığı Persephone ile evlidir. Ölümün tanrısıdır, ama Ölüm de başlıbaşına bir tanrıdır: Thatanos. Hephaestus Hephaestus, Zeus ve Hera'nın oğludur. Fiziksel olarak son derece çirkin ve topal olan tek tanrıdır. Ateşin ve demirin tanrısıdır. Tüm tanrıların zırhlarını ve silahlarını o yapar. Demir işlemek için bir volkanı kullanır. Kibar ve barıştan hoşlanan bir tanrıdır. Aphrodite ile evlidir. Hera Hera, Zeus'un kızkardeşidir. Sonradan karısı da olmuştur. Oceanus ve Tethys adlı Titanlar tarafından büyütülmüştür. Evliliğin koruyucusudur ve evli kadınlara özel bir ilgi gösterir. Biçok mitolojik anlatı, Hera'nın Zeus'un kendisine sadakatsizliğine karşı aldığı öçlerden, kıskançlığından bahseder. Kutsal hayvanları inek ve tavuskuşudur. Argos, en sevdiği şehirdir. Hermes Hermes, Zeus ve Maia'nın oğludur. Zeus'un habercisidir. Tanrıların en hızlısıdır. Kanatlı sandaletleri ve şapkası vardır; bir de büyülü değnek taşır. Hırsızların ve ticaretin tanrısıdır. Yeraltı dünyasına ölülerio götürür. Liri, kavalı, notaları, astronomiyi, ölçü birimlerini ve sporu icat etmiştir. Hestia Hestia, Zeus'un kızkardeşidir. Bakire bir tanrıçadır. Evlerin düzeninden sorumlu olan tanrıçadır. Yeni bir çocuk doğduğunda aileye kabul edilmeden önce onu kutsayandır. Her şehrin Hestia'ya kutsanmış herkese açık bir yer vardır. Burda devamlı ateş yakılır ve asla söndürülmez. Poseidon Poseidon, Zeus'un kardeşidir. Denizler tanrısıdır. (Neptune) was the brother of Zeus. Ona tapınan deniz yaratıkları arasında itibarı büyüktür. Titan Oceanus'un büyük torunlarından Amphitrite, ile evlidir. Silahı dünyayı sallayabilen ve herşeyi paramparça edebilen üç dişli bir çataldır. Zeus'tan sonra diğer tanrılar arasında en güçlü olandır. Okyanus'un derinliklerinde, mercanlar ve deniz çiçekleriyle süslenmiş, fosforlu kızıl bir ışıkla aydınlanan, altından muhteşem bir sarayı vardır. Yunusların, deniz atlarının ve diğer deniz canlılarının çektiği iki tekerli arabasıyla ilerler. Zeus Babası Cronos'un hükümdarlığını yıkıp yerine geçip tüm tanrıların üstün yöneticisi olan Zeus, göklerin ve yağmurun tanrısı; bulutları da o biraraya getirirdi. Onu kızdıranlara fırlattığı şimşekler silahıydı. Hera'ya evliydi ama çapkınlıkları ve güzel kadınlara zaafıyla ünlüdür. Bir kartal, keyfinin kayhası olarak hizmetindeydi. Getir-götür işleri ve sakiliğini Ganymede yapardı. Ganymede o kadar güzel bir çocuktu ki, Zeus onu Ida dağından kaçırıp Olympos'a getirerek ölümsüz yapmıştı. Zeus ayrıca, yeminlerini bozanların ve yalan söyleyenlerin cezalandırıcısıdır. Ağacı meşe, akıl hocası meşe ağaçlarının vatanı olan Dodona'dır. Argus Herşeyi görendir. Bir sürü gözü olan bir adam. Önceleri sadece 4 gözü olduğunu söylerler. Sonra 100 tane olmuş. Argus hakkında anlatılan pek çok hikaye vardır. Bi sürü macera geçmiştir başından. Arcadia'yı kırıp geçiren bir boğayı nasıl hakladığı, bir sığırı öldüren satyr'in hakkından gelişi, Apis'in öcünü alıp Echidna'yı öldürmesi meşhurdur. Argus, Io'yu Hera'dan korurken Hermes tarafından öldürülmüştür. Chimaera Ona Typhoeus ve Echidna hayat vermiştir. Vücudunun ön tarafı aslan, orta kısmı keçi ve bir yılan kuyruğundan oluşmuştur. Ağzından alev üfler. Lycia'yı sığırları öldürdüğü için acımasızca katletmiştir. Bellerophon tarafından öldülene dek, hayatını orayı burayı ateşe vererek geçirmiştir. Cycloplar Cycloplar, kafalarının ortasında tek gözleri olan devasa yaratıklardır. Üç tanesi gökgürültüsü, şimşek ve yıldırımı simgeler (Brontes, Steropes ve Arges). Gaea ve Uranus'un çocuklarıdır. Tarihin ilk demircileri onlardır. Cronus tahta geçtiğinde Cyclopları Tartarus'a hapsetmişti. Zeus onları kurtardı ve onlar da Zeus tarafında Titanlara karşı savaştılar. Zeus'a şimşek ve yıldırım olan silahlarını verdiler. Sonra da hayatlarını Zeus'un demircileri olarak Olypmos dağında geçirdiler. Aplollo, oğlu Asclepius'u öldüren Zeus'tan öç almak için onları öldürdü. Echidna Yarı nympha, yarı benekli yılan olan dişi bir canavardır. Ancak ordan geçenleri parçalayıp yemek için dışarı çıktığı bir mağarada yaşar. Bu yaratığın bir yaşı yoktur ama ölümsüz de değildir. Bir gün uyurken Argus tarafından öldürülmüştür. Typhoeus ile zaman zaman çiftleşerek şekilsiz yaratıklar doğurmuştur. Hecatoncheires Hecatoncheires "yüz elli" anl***** gelir. Bunlar elli kafaları, yüz elleri olan kocaman yaratıklardır. Üç tanesi (Briareus [veya Aegeon], Cottus ve Gyges [veya Gyes] pek meşhurdur. Gaea ve Uranus'un çocuklarıdırlar. Uranus ile karşılıklı düşmanlıkları sonucu, babaları onları Gaea'nun rahmine geri yollamış ve hapsetmiştir. Onlar Gaea ile işbirliği yapmışlar ve Cronus ile annelerine Uranus'u öldürmesine yardım etmişlerdir. Ancak tahta geçen Cronus, onları Tartaros'a hapsedince, Zeus'la ortak olup babalarını tahtından indirebilmek için Titanlara karşı savaşında Zeus'a yardım etmişlerdir. Büyük kayaları bir seferde yüzer tane fırlatarak bu savaşta oldukça iyi iş çıkarmışlar ve sonra Zeus'un özel korumaları olarak hizmetine girmişlerdir. Giantlar Giantlar, Uranus'un hadım edilince akan kanından doğmuşlardır. Zeus ve Olympia lılara karşı ayaklanacak kadar güçlenmişlerdir. Tanrılar Giantları altedebilmek için bir insanın yardımına gereksindiklerinde, Hercules 0nlara yardım etmiş, Tartaros'a hapsedilmelerini sağlamıştır. Python Python canavar bir yılandır. Hatta ona ejderha bile diyebiliriz Gülümseme Apollo, Dephi'de nasihat vermek için yerleşmeden önce onu öldürmüştür. Bu hareketi, Olympia tanrılarının daha önceki tanrılara karşı zaferi oalrak simgelenmektedir. Python ölümsüz olduğundan, Apollo bu cinayete karşılık bir kefaet ödemek zorunda kalmış ve onuruna Pythian oyununu icat etmiştir. Gorgonlar & Medusa Gorgonlar, saçları yılan olan dişi canavarlardır. Yüzleri o kadar çirkindir ki, onları gören erkekler taşa döner. Üçü de farklı köklerden gelir. Stheno ve Euryale, Phorcys ve Ceto'nun ölümsüz çocuklarıyken, Medusa'nın olayı farklıdırsmile Medusa hayata çok güzel bir kız olarak başladığında, Athena onu çok kıskanmıştı. Poseidon'un Medusa'nın güzelliğinden başı öylesine dönmüştü ki, ona Athena'nın tapınaklarından birinde sahip oldu. Bu Athena için son derece aşağılayıcı bir davranıştı, o da Medusa'yı bir Gorgon yaparak cezalandırdı. Bir insan olarak doğduğu için ölümlüydü. Bu cezayla yetinmeyen Athena, daha sonra, Perseus'a onu yakalayıp öldürmesi için yardım etti. Perseus Medusa'nın başını kestiğinde, Poseidon'dan olan çocukları Pegasus ve Chrysaor dışarı fırladı. Kan damlaları Libya çöllerinde birer yılana dönüştüler. Daha sonraları bu yılanlardan biri Mopsus'u öldürmüştür. Perseus Medusa'nın kestiğikafasını alıp gittikten sonra, Athena olay yerine geldi,Medusa'dan geriye ne kaldı iyi bir inceledi. Derisini yüzüp Aegis'in markası yaptı. İki damla kanını da Kral Erichthonius'a biri hastalıklara deva, diğeri öldürücü bir zehir olarak hediye etti. Nymphalar Nymphlar da hadım edilen Uranus'un kanından doğmuşlardır. Typeous Typheous, ağzından alev saçan, yüz kafalı bir canavardır. Hiç uyumaz, birkaç kafası uyurken diğerlerinin gözleri hep açıktır. Gaea onu, Olypmos'lulara yenilmek üzere olan çocukçları Titanları koruması için doğurmuştur. Hatta Typheous neredeyse bunu başarmak üzereydi. Zeus'u kaçırmış, tek tek tüm sinirlerini ayırmıştı ki Hermes onu kurtardı. Sonra Zeus yıldırım silahlarıyla onu öldürdü. Ejderha, Sicilya'da Etna dağının altında gömülmüştür. Cerberus Cerberus, Typhoeus ve Echidna'nın çocuklarından biridir. Üç kafalı, yılan kuyruğu olan bir köpektir. Yeraltı dünyasının kapı bekçisidir. Ölülerin girmesine izin verir ve asla dışarı çıkmalarına göz yummaz. Kapıdan geçebilen birkaç kişiden biri olan Orpheus, karısı Eurydike'i ölümden kurtarmak için, onu şarkılarından biriyle uyutmuş ve içeri girmeyi başarmıştır. Hercules'in son işi de, Cerberus'u yeraltı dünyasından kaptığı gibi Kral Eurystheus'a sergilemektir. Sirenler Siren kardeşler, denizcilere tuzak kurup onları öldürmeleriyle ünlüdür. Karşı koyulmaz şarkılarını dinleyip büyülenerek adalarına doğru gelmeye çalışan denizcilerin, azgın dalgalara ve keskin kayalıklara çarptıklarında gemileri parçalanır. Sirenlerden tek kurtulanlar Jason, Argo ve Odysseus'tur. Pegasus Pegasus, kanatlı br at ve çok iyi bir uçucudur. Medusa ve Poseidon'un çarpık ilişkisinde döllenmiş, Medusa'nın kafası kesildiğinde doğmuştur. Bellerophon tarafından evcilleştirilmiş, Chimera'yı vahşice öldürmesi sırasında ona hizmet etmiştir. Bellerophon onu Olympos dağına doğru uçururken, Zeus tarafından düşürüldü ama Pegasus Olympos dağına kadar uçabildi ve bundan böyle hayatını Zeus'un silahlarını taşıyarak geçirdi. Prometheus (Promete) Prometheus, ilk uygarlığın öncüsüdür. Mitolojiye göre, Tanrılardan öc almak amacıyla balçıktan yarattığı ilk erkek insana, uygarlığı vermek için gökyüzünden ateşi çalan titandır. Bu tasarımda insan, bir öc alma öğesidir. Nitekim Prometheus'da öc anlamına gelen Yunanca tisis kökünden türetilen bir titan(dev)'dır. Ama Yunan mitolojisinin öbür devleri gibi doğadışı, korkunç ve acaip bir yaratık değildir. Tersine çok akıllı, duygulu ve iyicil bir yaratıktır. Bencilliklerinden ve despotluklarından ötürü tanrılara, özellikle de Zeus'a kızmaktadır. İnsanları da evrende kendine benzer varlıkları çoğaltmak için yaratır. Tanrıların tanrısal serüvenine karşı, Prometheus'un insansal serüveni böyle başlar. Hesiodos'a göre İapetos'la ve Klymene'nin oğlu ve Atlas, Menoitios ve Epimetheus'un kardeşidir. Bazı metinlerde Prometheus'un annesi Asia ve kardeşi Athos olarak gösterilir. Prometheus, öteki kardeşleri gibi, tanrısal düzene kafa tutmuş, karşı çıkmış ne var ki öteki kardeşlerinden farklı olarak sonunda insanlar yaratmak ve onlara ateşi (yaratıcılığı, bilimi, uygarlığı) vermekle bu düzeni değiştirmeyi başarmıştır. Olympos tanrılarının kuvvet ve kudretine karşılık, Prometheus'da kurnazlık ve zeka vardır. Titanların isyanları sırasında tarafsızlığını korumuş ve başkaldırmamış bir Titan oğlu olarak Zeus'un gözüne girmeyi başarmıştı. Zeus onu Olympos'daki ölümsüzlerin arasına aldı. Oysa o Zeus ve arkadaşlarına karşı kin besliyordu. Dedelerinin öcünü almak için, kendi gözyaşıyla yoğurduğu balçıktan ilk insanı yarattı. Sonra onun acizliğine acıyarak, Hephahistos (Ateş Tanrısı) alevler saçan ocağından bir kıvılcım çaldı ve insanlara armağan etti. Bunun için Tanrı Zeus tarafından Kafkas dağında zincire vurulmuş ve Prometheus Desmotes (zincire vurulmuş Prometheus) adıyla anılmıştır. Tanrılarca görevlendirilen bir kartal, sürekli olarak, her gece yeniden oluşan karaciğerini kemirmektedir. Onu Kafkas dağının tepesindeki bu işkenceden bir insan, bir ölümlü olan Herakles kurtarır. Prometheus; "Zeus tahtından düşmedikçe benim işkencelerimin sonu yoktur" der, böylelikle insanlığa özgürlüğün yolunu göstermiş olur. Bu arada Zeus, kendisini hiçe sayan insanlara da bir ders vermek için, Hephaistos'a su ve balçıktan ilk bakirenin heykelini yaptırdı ve kalbine ruh yerine Prometheus'un ateşi çaldığı yerden aldığı bir kıvılcımı koydu ona Pandora ismini verdi. Onu insanlara yollarken eline verdiği kutuda ise tüm kötülük ve ızdıraplar vardı. Zeus böylece insanlardan da intikamını aldı. Zincire vurulmasındaki asıl neden Zeus'un ondan korkuyor olmasıdır. Geleceği görme yetisi olan bir titan'dır ve bu yetisini kullanarak Zeus'un Kronos'u tahttan indirmesine yardımcı olmuştur. Gelecekte de Prometheus'un bu özelliğini kendisinin tahttan düşürülmesi için de kullanacağından korkan Zeus, Prometheus'un ateşi (bilgiyi) çalarak insanlara vermesi ile ondan kurtulmak için gerekli fırsatı elde etmiştir. Bu işkence 30 yıl kadar sürdü, sonra Zeus onu affetti ve tekrar ölümsüzler arasına aldı. AMEN (Amon,Amun,Ammon,Amoun): "Amen" "saklı olan" demektir.Teb'in baş tanrısıdır.Eşi Ame -net'le birlikte ilk tanrılardan biridir.Kutsal hayvanları kaz ve koçtur.Orta Krallık döneminde sadece yerel bir tanrıydı ama Tebliler Mısır'a hakim olunca Amen önemli bir tanrı oldu.18.Hanedan'dan itibaren Tanrıların Kralı oldu.Ünlü Amen tapınagı Karnak,dünyanın en büyük dinî yapısıdır.Yeni Krallık boyunca Amen'in eşi Mut olarak kabul edildi.Bu ikilinin çocuğu Ay tanrısı olarak bilinen Khons(Chons)'tur. AMEN-RA(Amon-Re): Amen rahipleri tarafından Yeni Krallık'a geçisi saglaması için tasarlanmıs karma bir tanrıdır.Bu Amen'in gücünü Ra'ya yansıtır (veya tam tersi) ANUBIS(Anpu,Ano-Oobist): Anubis,Nephthys ve Seth'in(bazı efsanelere göre Osiris ve Isis'in) ogludur.Çakalların mezarlar etrafında dolaşması nedeniyle çakal başlı Anubis ölümle birlikte anılmıştır.Ölen Osiris'i mumyaladığı için mumyalama tanrısı olmustur.Görevi tüm ölüleri korumak ve yüceltmektir.Bu yüzden mumyalamayla görevli kişiler Anubis maskesi takarlar.Ölen kişi diğer dünyada yargılanırken ona yardım eder. ANUKET: Yukarı Mısır'da,Elephantin yöresinde Khnum ve Sati'nin kızı olarak bilinir.Kutsal hayvanı ceylandır.Kuş tüyleriyle kaplı bir taç giyer ve soguk su tanrıçasıdır. APIS: Sadece hayvan olarak çizilen ender tanrılardan biridir.Egemenlik alanı Memphis'ti.Verimliliği temsil ederdi.Başında güneş diski ve uraeus yılanı bulunan bir boğa olarak çizilmistir. ATEN: 18.Hanedan zamanında IV.Amenhotep tek tanrı olan Aten'i yaymaya çalıştı.Hatta adını da Akhenaten(Aten'in sevgilisi) olarak degiştirdi.Aten her işinin ucunda bir el olan bir Güneş olarak çizilirdi ve hayatı temsil ederdi.Daha sonra Tutankhamon Mısır'da Aten inanışına son verdi. BAST(Bastet): Bir Delta sehri olan Bubastis'te ortaya çıkan kedi tanrıça.Kediler evde beslenmeye başlandığında önemli bir tanrı oldu.Aslan tanrıça Sekhmet'in olumlu yansımasıdır. EDJO: Yukarı Mısır'da Nekhbet'in eşi olarak bilinen,Asagı Mısır'ın sembolü ve koruyucusu olan Delta'daki yılan tanrı.Firavunun tacının bir parçasıdır. GEB(Seb): Shu ve Tefnut'un oglu,Nut'un eşi olan Dünya Tanrısı.Kutsal hayvanı ve sembolü kazdı.Yeşil ve siyah derili bir adam olarak çizildi(Bitkilerin ve verimli Nil çamurunun renkleri) HATHOR(Het-Heru,Het-Hert): Eski zamanlardan beri tapılan inek tanrı.Ismi "uzaktaki ev" veya "Horus'un evi" anlamına gelir.Gökyüzüyle baglantılıdır. Edfu'da Horus'un eşi olarak bilinir.Teb'de ölüm tanrısıdır.Ama genel olarak aşk, neşe, dans, alkol tanrısı olarak kabul edilir. HERU-RA-HA: Ra-Hoor-Khuit ve Hoor-Par-Kraat'tan oluşan karma tanrı.Ismi "Horus ve Ra'ya şükür" demektir. HORUS(Hor): Mısır'ın en önemli tanrılarından biri,Osiris ve Isis'in ogludur. Çocukluğu boyunca Harpocrates(Hoor-Par-Kraat) ismini taşıdı. Hain amcası Seth'den babasının intikamini aldı ve tüm firavunların koruyucusu haline geldi.Yukarı Mısır'ın patron tanrısıdır.Seth'in Asagı Mısır'ın patron tanrısı olması nedeniyle Horus ve Seth'in savaşı,Aşagı ve Yukarı Mısır'ın savası haline gelmiştir.Behdet'te "Behdet Horus'u" olarak bilinir ve kanatlı bir güneş diski olarak temsil edilir. ISIS(Auset): En önemli tanrıca;anneliği,tedaviyi ve büyüyü simgeler. Evrendeki en güçlü büyücüdür.Ra'nin kendisinden Ra'nin gizli adını ögrenmiştir.Osiris'in karısı Nephthys'in ikiz kardeşidir. Horus'un annesi,Horus'un oglu Amset'in koruyucusudur. Isis Horus'u çocukluğu boyunca Seth'ten korumustur.Egemenlik bölgesi Abidos'tur. KHNUM: Antinoe ve Elephantin'de koç baslı bir adam olarak bilinir. Eşi çesitli hikayelere göre Sati,Heqet veya Neith'dir. KHONS(Chons): Muhteşem Teb üçlüsünün üçüncü üyesidir(ebeveynleri Amen ve Mut'la birlikte.)Ay tanrısı olarak bilinir.Karnak'ta ona adanmış bir tapınak vardır. MAAT: Adalet tanrıçası.Ismi "Adalet","Evrensel Düzen" anlamına gelir. Kafasında bir devekuşu tüyü taşır.Bu tüy diğer dünyada, Osiris'in mahkemesinde, ölünün kalbi karşısında bir terazide tartılır.Bu tartılmaya göre ölünün ruhu cezalandırılır veya ödüllendirilir. MONTH(Mentu,Men Thu): Amen yaygınlaşmadan önce Teb'deki ana tanrı.Şahin başlş bir insan olarak betimlenmiştir.Savaş tanrısıdır. MUT(Auramooth): Amen'in karısı,Khons'un annesi.Ismi anne demektir. NEFERTUM: Ptah ve Sekhmet'in genç oğludur.Taç giymis veya bir nilüferin üzerine oturmus bir genç olarak çizilir. NEITH(Net,Neit,Thoum-aesh-neith): Çok eski bir savaş tanrıçasıdır.Deltada zekilik tanrıçası olarak bilinir.Yunan mitolojisindeki Athena'yla eşleşir. Duamutef'in koruyucusudur.Timsah tanrı Sobek'in annesidir. NEKHBET: Yukarı Mısır patron tanrıçasıdır.Ikonografide bir akbaba olarak betimlenir.Kral ve kraliçenin tacının bir parçası,Edjo'nun eşidir. NEPHTHYS(Nebt-het): Geb ve Nut'un en küçük çocuğu,Seth'in karısı,Anubis'in annesidir.Seth Osiris'i öldürdüğünde onu terketmis,Osiris'in canlanması için Isis'e yardım etmistir.Hapi'nin koruyucusudur. NUT(Nuit): Geb'in eşi,Shu ve Tefnut'un kızıdır.Gökyüzü tanrıcasıdır.Yeşil derili ve vücudu yıldızlarla kaplı bir kadın olarak resmedilmistir. OSIRIS(Ausar): Ölülerin koruyucusu ve yargılayıcısıdır.Abidos'da hüküm sürdü.Nut ve Geb'in ilk çocuğudur.Ra dünyayı terk ettiğinde dünyayı yönetmeye başladı ama Set onu öldürdüğünde Isis onu tekrar canlandırdı. Böylece Osiris yeraltı dünyasının hükümdarı oldu.Oglu Horus onun intikamını Seth'le savaşarak ve onu yenerek aldı.Başındaki şapka Yukarı ve Aşağı Mısır'ın birliğini simgeler. PTAH: Memphis'te Dünya'yı yarattıgına inanılır.Bazı efsanelere göre Thoth'un emirleri altında çalıştıgına ve cenneti ve dünyayı yarattıgına inanılır. RA: Günes tanrısı ve "Yaratıcı" olarak bilinir.Şahin başı nedeniyle bazen Horus'la eşleştirilir.Hakimiyet merkezi bugünkü Kahire olan Annu'ydu.5. Hanedan'dan dan itibaren firavunlara "Sa-Ra" (Ra'nin oglu)ünvanı verildi.Shu ve Tefnut'un babasıdır. RA-HORAKHTY(Ra-Hoor-Khuit): Karma tanrı.Ismi"Ufukların Horus'u olan Ra" demektir. SATI: Elephantin'de hüküm süren tanrıça,Khnum'un eşi ve Anuket'in annesidir. SEKER: Işık Tanrısı.Ruhların Yardımcısıdır.Memphis'te Ptah'la eşleştirilir. Şahin başlı mumyalanmış bir adam olarak çizilir. SEKHMET: Aslan tanruça.Memphis'te Ptah'in eşi olarak bilinir.Ra'nin yarattığı Sekhmet,dogruluk tanrıçası olarak da bilinir. SELKET(Serket,Serqet): Kafasında zehirli bir akrep bulunan güzel bir kadın olarak çizilmistir.Kadınlara dogumda yardımcı olur,akrep tarafından sokulan insanların hayatını kurtarır.Isis'i Seth'ten korumak için Seth'e yedi akrep göndermistir.Qebhsenuef 'in koruyucusudur.Tutankhamon' un mezarındaki heykeli çok ünlüdür. SET(Seth): Eskiden Aşagı Mısır'ın patron tanrısı olan Seth fırtına ve çöl tanrısı olarak bilinirdi.Kardesi Osiris'i öldürerek Osiris'in oğlu Horus'un,Isis'in ve Nephthys'in düsmanlığını kazandı.Horus'la yaptığı savaslar,aynı zamanda Asagı ve Yukarı Mısır'ın savaşı oldu.Bu savaşın sonunda Horus'a yenilerek çölde yaşamaya mahkum oldu.Mısır'ı çöllerden gelen yabancılardan koruduguna inanılır. SHU: Rüzgarın ve atmosferin tanrısı.Ra'nin oglu ve Tefnut'un kocası. SOBEK: Arsinoe(Crocodilopolis)'de yasayan timsah tanrı.Sobek 4 elementi de temsil ederdi(Ra'nin ateşi,Shu'nun havası,Geb'in toprağı,Osiris'in suyu).Ölüler Kitabı'nda Sobek'in Horus'un doğumuna yardım ettiği,dolayısıyla Seth'in yenilmesine yardımcı oldugu yazar. TEFNUT: Bulutların tanrıçası,Ra'nın kızı ve Shu'nun eşidir.Kutsal hayvanı olan aslan başlı bir kadın olarak çizilir. THOTH: Ay'ın,zamanın ve yazının tanrısı.Eşi Maat'tir.Thoth'un sekiz çocuğundan en önemlisi Amen'dir.Hieroglifleri icat ettigine inanılır. THOUERIS: Hippopotam tanrıça.Verimlilik sembolü.Çocukların dogumuna yardim eder.Eşi Bes'tir. Mısır Mitolojisi Tanrıları Kleopatra M.Ö 69`da iskenderiyede dogdu.Aslen yunanlı olan 3.Kleopatra babası 11.Ptolemaios`un vasiyeti üzerine kardesi ile evlendi. (O zamanlar mısırda egemen olan yunanlılar mısır toplumuna karısmamak için kendi soylarrından olan kişilerle evlenıyolardı bu da akraba evlılıklerı sonucu özürlü insanların dugumuna yol acıyordu.....) Babası öldügünde 18 yasında olan Kleopatra tahta cıktı. Halkın içine girebilmek ve halkın kendisini benımsemesi için kendini mısır dinine verdi.Kardesi tarafından iktidardan uzaklaştırılıp sürgüne yollandı .Kleopatra iktidara yanında büyük Roma imparatoru SeZaR ile geri döndü. (Kleopatra bir halı içinde Sezar`ın sarayına girmiş ve bu büyük kralı kendine aşık etmişti....) Bu olaydan sunra kimsenin bilmedigi bir sebeple kardesi Nil sularında boguldu ....! Kardeşinin aradan cekilmesi ile kleo tek basına iktidar koltuguna oturmustu.O sırada SeZaRdan bir cocugu oldu ve minik Sezarius`u alıp Romaya gitti. Kleo`nun en büyük hayali iki imparatorlugu birleştirip büyük İskenderin hayali olan bilinen tüm dünyaya sahip olmaktdı.M.Ö 44`de Sezar ölünce bu hayallerini ertelemek zorunda kaldı. (ama yanlızca kısa bir süre için.. ) SeZaR ölünce roma imp. 2 `ye ayrıldı ve tahta cıkan Octavio (Sezarın yegeni) ve MarcuS Antonius arasında. Doğu artık MarcuS tarafından yönetilmekteydi ve ilk işide Mısırı ziyaret oldu. Kleopatraya delice aşık oldu ve Kleo tekrar yarıda bıraktı planlarını hayata gecımekde gec kalmadı.Octavius`a savas actılar.Actiumda yapılan savaşta kleo ve Marcus kacmak zurunda kaldı .İskenderiydeki sarayına dönen Kleopatra elbet Octavius `un MıSıRı ele geçirecegini biliyodu. MarcuS`da onu peşi sıra mısıra dündü ama korkunc bir haberle sarsıldı Kleopatrası ölmüştü intihar ertmişti.Bunu duyunca o da kendini öülümün kollarına bıraktı ama ölümüne sebep olan bu haber bir dedikodudan ibaret idi.Bunu haber alan Kleo artık tek basına kalmıstı mısır elinden ucup gitmek üzereydi ,tek yapıcagı hayatına son vermek olmuştu artık.Mısır dininde İsİs`in simgesi olan kobra yılanı ile intihar etti.Öldüğünde sadece daha 39 yaşındaydı. Plutark`a göre 9 dil bilen Kleo aşırı zeki bir kadındı ama herkesin bildigi gibi cok güzel de degildi.O salona girdigi zaman kimse bakmazdı bile derdi.Mısır Tanrısı İsİs ile kendini özdeştirmişti.SeZaR da Osiris dogan cocuklarıda Horus`u simgeliyordu.Ensest ilişki cocuğu,hafif meşrep ,sımarık ama işini ciddiye alan -bir kadın idi. Amen (Amon,Amun,Ammon,Amoun) : Amenin adı saklı olan demektir. Amen ilk zamanlardan itibaren Teb şehrinin baş tanrısıdır ve Hermopolis rahiplerine göre yaşayan yaratıcı tanrı olarak görülmüştür.Kutsal hayvanları kaz ve koçtur. Orta krallığa kadar Tebde yerel bir tanrıydı fakat Tebliler Mısırda hükümdarlıklarını kurduklarında Amen kalıcı bir tanrı oldu ve 18. Sülale tarafından Tanrıların kralı olarak adlandırıldı. Ünlü tapınağı Karnak, insan tarafından yapılmış en büyük dini yapıdır. Bugdeye göre, 19. Ve 20. Hanedanlar Amenin görünmeyen yaratıcı güç olduğunu cennetteki, dünyadaki, engin derinlerde ve yer altı dünyasındaki hayatın temeli olduğunu düşünürler ve kendisini Ranın formunda gösterir. Artı, Amen ihtiyacı olan her adanmış dindarın koruyucusu olarak karşımıza çıkmıştır. Sonraki inanışa göre Amen kendi kendini yaratmıştır. Önceki Tebli inanışa göre Amen Thoth tarafından başlangıçta varolan sekiz tanrıdan biri olarak yaratmıştır. (Amen, Amenet, Heq, Heqet, Nun, Naunet, Kau, Kauket) Yeni karllık boyunca Amenin eşi Mut, Anne idi ve bunun Mısırlı eşiti Büyük (ulu) anne olarak görülmektedir. Bu ikili (Mut ve Amen) Tanrı ve Tanrıça Çiftini oluşturur, bu diğer inanışlarda da görülür. Oğulları ay tanrısı Khonstur. Amen-Ra : Amenin rahipleri tarafından sunulan birleşik tanrıdır. Amaçları Amenin takipçisi olan Yeni krallıkta (18-21 Hanedan) daha önceki güneş kültünün tanrısı olan Ra ile bir bağ kurmaktı. Bu tip birleşmelerde tanrılar içiçe girerler böylece Ranın içinde Amenin temsil ettiği gücü görüyoruz (ya da tam tersi). Bu tip ilişkiler Mısır tanrılarında, özellikle kozmik ve ulusal tanrılar arasında sık görülür. Bu Mısır tanrılarının nasıl görüldüğünün bir örneğidir. Morenzin dediği gibi kişilikleri vardır ama bireysellikleri yoktur. Anubis (Anpu; Golden Dawn, Ano-Oobist) :Nepthysin oğlu; bazı inanışa göre babası Sethi, bazısına göreyse Osiristi (hatta bazı inanışa göre ise annesi İsisti). Anubis çakal olarak resmedilmiştir veya çakal başlı tanrı denmiştir. Çakal Tanrı. Çakalın lahitleri kolaçan etme eğilimi nedeniyle, ölülerle ilişkili olmuştur ve eski mumyalamanın kaşifi olarak bilinir be tapılır. Onun görevi ölüleri korumak ve yüceltmektir. Anubis aynı zamanda Upuaut (opener of the ways- yolların açıcısı) olarak bilinirdi ve tavşan başıyla gösterilirdi. Kıyamet günü için ölülere rehberlik ederdi ve ölüleri yeraltındaki ikinci ölümden korumak için gerçeğin derecelerini (Scales of Truth) gözlerdi (izlerdi). Osiris : Ölülerin tanrısı, ölümsüz yaşam için diriliş tanrısı, kuralkoyucu, koruyucu, ölülerin yargıcı ve ölünün prototipi olmuştur (Ölü tarihte Osiris olarak görülürdü). Lahidinin bulunduğu yer, Abidosta kültünün oluştuğu yerdir. Osiris Nut ve Gebin ilk çocuğuydu, Set, Nephthys ve İsisin kardeşiydi, aynı zamanda İsisin kocasıydı. Horus, İsisten oğluydu. Bir hikayeye göre Nephthys İsis gibi davranmış ve Osirisi baştan çıkararak Anubisi doğurmuş. Osiris başka erkeklerin dünyasının kuralkoyucusu olmuş ve Ra gökyüzüne kural koymak için dünyayı bıraktığında kardeşi Set Osirisi öldürdü. İsisin sihiri sayesinde tekrar yaşama döndü. İlk ölen yaşayan canlı olduğu için sonraları ölülerin lordu oldu. Oğlu Horus onun ölümünün öcünü aldı. Seti yenmişti ve onu Batı Mısırın çölüne (Sahra) gönderildi. Tüm Mısır tarihi boyunca dualar ve büyüler Osirise yöneltilmişti, onu kutsama ve kendisinin kural koyduğu öbür dünyaya girmesi umulmuştu, ama orta krallık süresinde popularitesi arttı. 18.Sülale döneminde Mısırda en çok tapılan tanrı olmuştu. Osirisin popularitesi Mısır tarihinin en son evrelerine kadar dayanmaktadır (sürmüştür). Mısırı fetheden Roma imparatorlarında bile hala onun etkisi görülüyormuş. Firavun kıyafetlerini giyerek ona tapınaklarda adak adıyorlarmış. Ramses En büyük savaşı başlatan firavundur. Ramses savaşmayı biliyordu ancak İsrail Tanrısıyla yaptığı savaşta yenildi. Babası Seti çok başarılı bir adamdı ve tapınaklar yaptırtmıştı. Bu tapınaklardan birinde politik bir ifade kullanıldıgı görülmüştür: 'Hükumdarlığımdan çok şey bekleyin' Ramses 22 yaşında Ebu Simbel Tapınğnı yaptırtmaya başlamıştıç Bu tapınak Dagın içi oyularak yapılmıştır. Ramses yaşayan her varlıgın kendinden korkmasını istiyordu. Ebu Simbel ve Ramses'in 4 dev boy heykeli 20 yılda yapıldı. Çok az bir teknolojiyle ve bu kadar az zamanda nasıl yapıldı hala bilinmiyor. Nubia'dan Mısır'a geçenler Amon, Ra, Thoth ve Ramses'in bu heykellerinden korkuyordu. Ramses eşi Nefertari'ye de tapınak yaptırdı ve 'Güneşin parladıgı kadın' yazıdırttı. Teb'de tapınaklar inşa etti. Memfis'teki yönetimi ve başkenti Delta bolgesine taşıdı. Bu bölge sulaktı ve askeri harekata geçmek için uygun bir yerdi. Daha sonra Pi-Ramses adında yeni bir şehir yarattı. 25 yaşında en buyuk profesyonel orduyu oluşturdu. 25000 piyadeden oluşuyordu. Daha tanrılar var mısır mitolojisinden onlarda birazdan gelcek... Augen rollen P.s: Yukardakilerden hepsi tanrı değildir.(Bkz. Ramses,Kleopatra) Horus : Osirisle İsis in oglu,Mısır tahtını miras almıstır...hatta taht icin seti ile olan savasları mısır mitolojisinde onemli yer tutar.Cennetin hukumdarı aynı zamandada Mısır ın kralı Horus un ecnnetin kralı,yeryuzunun kralı,ve kutsal $ahin olmak uzere Teslis(uçlü)kavramı Mısır dinin yerlesmıs yönü oldu.Horus un evrensel oldugu ve ezelden beri var oldugu fikri 1.hanedanlıga kadar uzanır ki, bunu da Piramit yazilarında belirtiliyor.. Horus of Behedet (Hadit) : Behedet şehrinde tapılan Horusun formlarındandır. Büyük kanatları güneş diskinin bir formu olarak gösterilir, genelde önemli manzaraların üstünde uçtuğu görülür (Mısırın dinsel sanatında). Hadit, Horusun her zaman her yerde hazır oluşuyula resmedilmiştir. Crowleyin de Magic in Theory and Practice kitabında dediği gibi, son derece küçük ve atomik haldeki her yerde ve her zaman hazır olan parçaya Hadit denir. Horusun dört oğlu : Osirisin vücudunun parcalarının koruyucularıdır ve bundan sonra ölülerin vücutlarının koruyucuları olmuşlardır. Amset, Hapi, Duamutef ve Qebsenuef. Sırasıyla tanrıçalar İsis. Nephthys, Neith ve Selket tarafından korunurlardı. Amset (İmsety, Mestha; Golden Dawn, Amseth): Horusun dört oğlundan biridir. Ölülerin karaciğerinin koruyucusudur ve Tanrıça İsis tarafında korunur. Hapi : Horusun dört oğlundan biridir. Babun kafalı mumyalanmış adam olarak görülüyor. Ölülerin ciğerlerinin koruyucusudur ve Tanrıça Nephthys tarafından korunurdu.Hapi ismi farklı hiyerogliflerle ifade edilmişti; çoğunlukla ama herzaman olmamak kaidesiyle Nil Nehrinin tanrısının ismiydi. Hapi, tacı zambaklardan (yukarı Nil) veya papirus bitkilerinden (Aşağı Nil) yapılmış şişman bir adama benzetilmiştir. Hator (Het-Heru, Het-Hert : Mısırın çok eski bir tanrıçasıdır, inek tanrı. Hator ismi yunan uyarlamasıdır. Het-Hert (the house above) ve Het-Heru (Horusun evi)nun değişik biçimlerinden yozlaştırılmasıdır. İki terim de onun gökyüzü tanrıçası olduğuna işaret ediyor. Sık sık İsisle eşdeğer tutulmuştur. Hator Edfuda Horusun partneri olarak tapılmıştır. Tebde ölümün tanrıçası olarak düşünülmüştü. Ayrıca o aşkın dansın alkolün ve yabancı toprakların koruyucusuydu. SobeK :Fayum un merkezi Crocodillopolis in tanrısı idi.Orada canlı sürüngenler ve timsahlar havuzlarda muhafaza edilirlerdi.Su tanrısı olarak,aynı zamanda Nil'in yıllık tasmasını ve vadisinin gübrelenmesini sembolise etti. SeT :En eski dönemlerde Set, Aşağı Mısırın koruyucu tanrı sıydı ve çölün şiddetli fırtınalarını sembolize eder. Bu fırtınaları Aşağı Mısırlılar yatıştırmak için yöntemler aramışlardır. Yukarı Mısır Aşağı Mısırı yendiğinde ve ilk hanedana giriliğinde, Set Yukarı Mısırın Hanedanlık tanrısı Horusun şeytani düşmanı olarak bilinmeye başlandı. Set, Osiris, İsis ve Nephthysin kardeşi ve aynı zamanda Nephthysin kocasıydı. Bazı mitlere göreyse Aubisin babasıydı.Setin kardeşini öldürmesi ve yeğeni Horusu öldürmeye teşebbüs etmesiyle bilinir. Ama Horus kurtulmayı ve babasının öcünü almayı başarır. Bunu Mısırın heryerinde kurallarını koyarak yapmıştır. Seti hadım etmiş ve Sonsuza kadar onu çöle sürmüştür.19.Hanedanda Sete olan saygı yeniden dirilmeye başlamıştır ve birzamanların büyük tanrısı olarak görülmüştür. Mısırı yabancılardan koruyan ve çöldeki kuvvetleri yardımseverce zapteden tanrı olmuştur. Shu :Kuru rüzgarların ve atmosferin tanrısı, Ranın oğlu, Tefnutun kardeşi ve kocası, Geb ve Nutun babasıdır. Hiyerogliflerde kafasına devekuşu tüyü giymiş olarak gösterilmiştir (Maatınkine benzeyen). Genelde boylu boyunca uzanmış olan Geble kızı Nutu ayrılarak ayakta durmuş olarak gösterilmiştir. Shu ismi genelde kuru, boş anl***** gelen shu kökünden geliyor. Shu aynı zamanda güneş ışığının kişileştirmelerinden biridir. Shu ve Tefnutun bir ruhun iki yarısı olduğu söylenir. Belki de eşruhların en eski (ilk) kaydedilen örneğidir. Anuket :Yukarı Mısırda, Elefantinin çevresinde, Anuket, Khunum ve Satinin (kızları olarak) tapılmıştır. Kutsal hayvanı gazeldi. Soğuk su dağıtıcısı olduğuna inanılır ve kendi insan kafasına tüylü bir taç giyerdi. Apis : Muhtemelen sadece hayvan olarak betimlenmiş ve hiçbir zaman hayvan başlı bir insan olarak gösterilmemiş eski bir Mısır Tanrısıdır. Apis çoğunlukla Ptahla bağlantılı olmuştur ve kültünün merkezi Memphistir. Aslında Apis verimlilik tanrısıdır. Güneş diski ve uraeusserpentten oluşan boğa tacıyla betimlenmiştir. Kutsal Apis boğası Memphiste bulunurdu ve Serapumda büyük bir kitle halinde Apis boğalarının mezarı bulunuyor. Duamutef (Tuamutef; Golden Dawn, Thmoomathpf) : Horusun 4 oğlundan biri. Duamutef çakal başlı mumyalanmış bir adam olarak gösterilmiş. Ölünün midesinin koruyucusudur ve Tanrıça Neith tarafından korunur. Edjo eltanın yılan tanrıçası, Aşağı Mısırın sembolü ve koruyucusu, Yukarı Mısırın tanrıçası Nekhbetin tamamlayıcısıdır. Kralın tacının bir parcası olarak giyilirdi. Geb (Seb : Yeryüzünün tanrısı, Shu ve Tefnutun oğlu. Nutun kardeşi ve kocası, Osiris, Set, İsis ve Nephthysin babasıdır. Kutsal hayvanı ve sembolü kazlardı. Genelde yeşil ve siyah tenli olarak gösterilmiştir. Yeşil yaşayan canlıların rengi ve siyah ise Nilin bereketli çamururun rengidir. Geb kötülerin ruhlarını tutuklu tutacak ve onları cennede çıkarmayacaktı. Diğer geleneklerde yeryüzünün dişi olmasıyla çelişerek Gebin erkeğe özgü (erkeksi) olmasıyla göze çarpar. Khnum : Koç başlı insan olarak görünürdü. Antinoe ve Elefantinde tapılıyordu. Çömlekçi çarkında insanlara şekil veren, yaratıcı tanrılardan biriydi. Onun arkadaşları(partnerleri) Heqet, Neith ve Satiydi. Khons(Chons) :Tebin büyük (triad)larının 3. Üyesi (ailesi Amen ve Mutla). Khons ayın tanrısıydı. Onun hakkında en çok bilinen hikaye Thothla senet (passage) denen eski bir oyun oynarken ışığının bir kısmına bahse girmiş. Thoth kazanmış, ışığının bir kısmını kaybettiği için Khons bir ay boyunca tüm ihtişamını gösterememiş ve batıp tekrar büyümek için beklemesi gerekmiş. Karnaktaki çevrili olan tapınak ona adanmıştır. Qetesh :Suriyeli bir tanrı olduğuna inanılıyor, Qetesh aşkın ve güzelliğin tanrıçasıdır. Qetesh güzel çıplak bir kadın olarak, bir aslanın üstünde ayakta durur veya onu sürer durumda, elinde çiçek, ayna veya yılanlarla resmedilmiştir. Genelde yuvarlak yüzle gösterilmiştir (Mısır sanat ve geleneklerinde alışılmamış bir durum). Aynı zamanda erkekliğin tanrısı Minin partneri olarak düşünülüyor. Ra-Horathky (Ra-Hoor-Khuit) :Horizonların Horusu olan Radır. Ranın başka bir tanımlaması da onu Horusla bir tutmaktır. Bu ikisi solar gücün göstergesi olarak gösterilmiştir. Ra-Hoor-Khuitin yazılışı Aleister Crowley tarafından önce Book of Law kitabında popüler edilmiştir. Sekhmet işi aslan tanrıçası, Ptahın tanrısı olarak takip edilmiş. Ranın gözündeki ateşten insanları günahlarından dolayı cezalandıracak olan bir intikam yaratığı olarak yaratılmıştır. Sonra da doğrunun barışçıl bir koruyucusu olmuştur. Yardımsever Bast ile yakından ilgilidir (bağlantılıdır). MaaT :Çeşitli geleneklere göre Thothun karısı Ranın kızı olduğu düşünülmüştür. Maatın adı gerçek ve adalet hatta kozmik sıralamayı ifade eder İngilizcede net bir söylenişi yoktur. Maatın konseptiyle bir kişileştirme ve biraz da mitoloji vardır. Maat saçında devekuşu tüyü olan uzun boylu bir kadın olarak belirtilmiştir. O ölümün kararı için vardı ve tüyü ölünün saf ve dürüst bir hayat yaşamış olup olmadığına karar vermek için ölünün kalbini dengelerdi. Brahma: Hint yaratıcı tanrısıdır. Trimurti'den birisidir, diğerleri Vişnu ve Şiva'dır. Hint felsefesinin en büyük kozmik ruhu Brahman ile karıştırılmamalıdır. Brahma Vedik tanrı Prajapati ile tanımlanmıştır. Vişnu: Hinduizm'de tanrının bir şekli. Vaişnavalara göre o Nihai Gerçek veya Tanrı'dır; Şiva'nın Şaivitlere olduğu gibi. Trimurti kavramında (bazen Hint Teslisi olarak anılır) o Tanrının ikinci görünüşüdür (diğerleri Brahma ve Şiva'dır). Koruyucu olarak tanınan Vişnu özellikle ünlü avatarları, veya enkarnasyonları (vücut buluşları), ile tanımlanmıştır. Bu avatarlardan en ünlü ve önemlileri Krişna ve Rama'dır. Ayrıca, sıklıkla Narayana olarak da geçer. Vaişnavizme inananlara göre O Nihai Gerçek'tir ve Tanrı'nın sadece bir görünüşü, biçimi olmaktan ötedir. Advaita felsefesini izleyen Smartaara göre Vişnu veya Şiva gibi tanrılar, nihai üstün bir gücün, tanrının ("Brahman") çeşitli yüzleri, şekilleridirler. Onlara göre bu nihai tanrının özel bir şekli, yüzü, adı veya özellikleri yoktur. Krişna: Hint geleneğine göre Vişnu'nun sekizinci avatarıdır. Gaudiya Vaişnavizm'de En Üstün Kişilik yani Tanrı olarak görülmüş ve böylece onun diğer tüm enkarnasyonların temeli olduğuna inanılmıştır. Rmachandra veya daha sık kullanılan kısa ismiyle Rama: Vişnu'nun yedinci avatarıdır. Ayrıca Hinduizm'de Tanrı alametlerinin (görünüşlerinin) en önemlilerindendir. Hint mitolojisindeki efsanelerin ve Güney Asya ile Güneydoğu Asya'daki halk söylencelerinin en popüler kahramanlarından birisidir. Ganeşa: Hinduizm'deki en tanınmış ve saygı duyulan Tanrı temsillerinden birisidir. Şiva ve Parvati'nin ilk doğan oğludur. Bharati, Riddhi ve Siddhi'nin eşidir. Marathi, Malayalam ve Kannada'da Vinayaka, Tamil'de Vinayagar ve Telugu'da Vinayakudu olarak da anılır. 'Ga' Buddhi yani bilgiyi sembolize ederken 'Na' Vijnana yani hikmeti sembolize eder. Buradan da anlaşılabileceği gibi Ganeşa bilgi ve hikmetin üstadı, tanrısıdır. Göbekli, sarı veya kırmızı, dört kollu ve fil başlı tasvir edilir. Ayrınca bu tasvirlerde çoğunlukla ya bir fareye biner ya da yanında bir fare vardır. Hanuman: Rama'ya (Vişnu'nun avatarlarından biri) karısı Sita'yı kurtarmasında yardım eden bir vanara. Bhakti'nin zirvesini sembolize eder ve kimilerine göre Şiva'nın avatarlarındandır. Daha çok Vayu deva yani rüzgâr tanrısının oğlu olarak tanınır. Bazı akademisyenlere göre Çin mitolojik karakteri Sun Wukong'dur. Indra: Hinduizm'de havanın ve savaşın tanrısı, Cennet veya Swargaloka'nın Tanrısıdır. Hint-dışı geleneklerde de yer alan önemli bir figürdür. Lakşmana: Rama'nın erkek kardeşi ve yakın arkadaşı, Ramayana destanındaki kahramanlardan biridir. Çoğu Hinduizm okulları Lakşmana'nın yedinci avatarın bir parçası olduğuna inanırlar, onlara göre Rama temel avatarken Lakşmana ikincil formdur. İsmi Lakşman veya Laxman olarak da yazılabilir. Surya: Hinduizm'de güneş tanrısı. Dyaus Pitar'ın oğlu. Altından kolları ve saçı vardır. Savaş arabası yedi at tarafından çekilmektedir; bu yedi çakrayı temsil eder. Oğlu Tvaştar. Şiva: Hinduizm'in geç dönem Vedik metinlerinde geçen İşvara veya Tanrı'nın bir biçimi. Adi Sankara, Şiva isminin anlamını şöyle ifade eder: "İsminin telaffuzuyla herkesi saflaştıran/arındıran" veya Saf Olan. Yani, Şiva Prakrti'nin (maddenin) üç gunasından (özelliğinden) etkilenmez, bunlar: Sattva, Rajas ve Tamas'tır. Bazı görüşlere göre Şiva Tanrı'nın üçüncü biçimi/yüzü, Trimurti'nin (Hint Teslisi) bir parçasıdır. Trimurti'de, Brahma yaratıcı, Vişnu koruyucu, Şiva ise yok edicidir. Her ne kadar yok etmeyi temsil etse de, olumlu bir güç olarak görülür (Kötülüğün Yok Edicisi). Diğer görüşler Şiva'nın Vişnu'yu ürettiği, Vişnu'nun da Brahma'yı ürettiği ve böylece Brahma ile yaratılışın başladığını ileri sürerler. Bunun içinde Trimurti'nin çevrimi var olmuştur. Şiva ayrıca başka birçok role bürünür, Mahadeva (Sofuların Tanrısı), Rudra (Lütufların Tanrısı) ve Mahesvara (Evrensel Tanrı). Şiva'ya tapınanlara şaivitler denir ve bu kişiler Şiva'nın Nihai Gerçek olduğuna inanırlar. Anuradha: İyi şans tanrıçasıdır. Dakşa'nın kızı, Chandra'nın karısıdır. Ayrıca Bharani'nin kız kardeşidir. Devi: Hinduizm'in İlahi Annesi'dir. Jai Mata Di ve Mata Rani diğer isimlerindendir. Kuvvetin tanrıçası olarak tanınan Devi, ilahiliğin (veya ilahi gücün) dişil yönü olarak tanımlanır; enerji veya itici güç (Şakti) olarak çoğunlukla eril yön ile eşit role sahiptir. O olmadan, bilinci ve yargılamayı temsil eden eril yön güçsüzdür. Durga: Hinduizm'de bir Devi, ulu (en üstün) tanrıça, formudur. Bir aslanı süren ve birçok kolunda silahlar taşıyan, elleri mudra şeklinde bir kadın olarak tasvir edilir. Tanrıçanın bu formu dişil ve yaratıcı enerjinin (Şakti) tecessümü yani cismanileşmesi, vücut bulmasıdır. Bazı geleneklerde Saraswati veya Lakşmi'nin enkarnasyonu olarak geçerken, diğer geleneklerde bu iki tanrıça (Saraswati ve Lakşmi) onun kız evlatları olarak geçer. Kali: Hinduizm'de uzun ve karmaşık geçmişe sahip bir tanrıçadır. İlk dönemlerden beri süregelen vahşet ve öfke yaratığı niteliği bugün hâlâ etkiye sahip olsa da, daha kompleks Tantrik inançlar zaman zaman onun görevini ve rolünü Mutlak Gerçek veya Varlığın Kaynağı gibi nihai mevkilere taşımıştır. Sonuç olarak, daha yeni (güncel) sayılabilecek adanış hareketi Kali'yi daha çok bir ana tanrıça olarak tasavvur etmektedir. Kali deva (tanrı) Şiva'nın yanı sıra birçok devi (tanrıça) ile ilişkilendirilmiştir. Kali genellikle Şiva'nın eşlerinden biri olarak görülmüştür. İsmi kala sözcüğünün dişil şekli olarak görülebilir (Sanskritçe kala, karanlık ve zaman gibi anlamlarda kullanılırdı ki burada zaman ölüm kavramı için kullanılan bir öfemizmdir); ayrıca Siyah Kadın anlamına da gelir ki, eşi olan beyaz Şiva'nın tersidir. İlişkilendirildiği veya özdeşleştirildiği tanrıçalardan bazıları Durga, Bhowani Devi, Sati, Rudrani, Parvati, Chinnamasta, Chamunda, Kamakşi, Uma, Menakşi, Himavati ve Kumari'dir. Bu isimler tekrarlandığında, inanan (ibadet eden) kişiye özel güçler verdiğine inanılırdı. Lakşmi: Hindu inanışında tanrı Vişnu'nun karısı. Bolluk, iyi şans ve güzellik tanrıçası Parvati: Hinduizm'de bir Hint tanrıçasıdır. Özellikle evli kadınlar, kocalarına sağlık ve uzun yaşam dilemesi için ona tapınırlar. Bu Hinduizm'deki çok eski bir gelenektir. Parvati metinlerin açıklamasında genellikle Şakti veya Durga'nın bir temsili olarak görülmüştür. Uma, Lalitha, Gowri, Şivakamini ve Aparna yüzlerce farklı isminden birkaçıdır. Parvata Sanskritçe "dağ" anlamına gelen sözcüklerdendir; böylece "Parvati" "Dağların O'su (Kadını)" gibi bir anlama gelmektedir. İsminin bu anlamının nedeni Parvati'nin, dağların tanrısı olan Himavan'ın kızı olmasındandır. Parvati'nin ebeveynleri Himavat yani Himalaya dağlarının tecessümü (cismanileşmiş, vücut bulmuş hali) ve apsara Men'dır. Parvati genel inanışta Şiva'nın ikinci eşidir. Fakat Dakşayani'den (Şiva'nın ilk eşi) farklı değildir, aslında onun bir reenkarnasyonudur. Saraswati: Hinduizm'deki üç büyük tanrıçadan birisidir; diğerleri Lakşmi ve Durga'dır. Saraswati, Yaratıcı olarak inanılan tanrı Brahma'nın eşidir. Sita: Hint mitolojisinde Vişnu'nun yedinci avatarı olan Rama'nın eşidir. Kadınlığın ve eşlik erdeminin örneğidir. Hint inancına göre, Sita kendisi Vişnu'nun ebedi ve ilahi eşi olan tanrıça Lakşmi'nin bir avatarıdır. bu da hint mitolojisi... 189776 (Platz 2133 von 12636) Eski Mısır Tarihi Dil "Gizemli, bilinmeyenli çizgiler, resimler, taslaklar, işaretler, şifreler, insanlar, hayvanlar, masal yaratıkları,bitkiler, meyveler,araçlar,elbise parçaları,örgüler,silahlar,geometrik şekiller,dalgalı çizgiler ve alevler.Bunlar Tahta üzerinde,taş üzerinde ve sayısız papirüsler üzerinde bulunurlar.Tapınak duvarlarında,mezar odalarında,anı levhalarında,tabutların, çekmecelerin üzerinde bulunurlar.Mısırlılar eski ulusların yazmayı en çok sevenlerindendir. Hiyeroglif nasıl okunup yazılır?Mısır yazısı,coğu,nesnelerin resmi olduğundan rahatlıkla ayırt edilebilen 700'den fazla işaretten oluşmuştu. Yanda görüldüğü gibi,her bir işaret ,gerek özel bir nesneyi,gerekse belli bir sesi temsil ediyordu. Hiyeroglif yazısı soldan sağa ya da aşağıdan yukarıya yazılabilirdi.Hayvanların ya da insanların yüzleri sola dönükse soldan sağa,sağa dönükse sağdan sola okunurdu. Ne ile yazarlardı Yazıcılar ,mürekkep ve fırça kullanarak papirus denen sazlardan yapılmış özel bir çeşit kağıda yazı yazarlardı. Ayrıca ostraka olarak bilinen kırık çömlek parçlarının üzerinede yazarlardı.Yazıcılar: Mısır hiyeroglif yazısı son derece karmaşıktı.Yazıcı adı verilen kimseler,okumak ve yazmak için özel olarak eğitilmişlerdi.Bu becerileri onlara güç ve saygınlık kazandırıyordu. Yazıcılar tapınaklarda ya da devlet yönetiminde iyi işlere girebiliyorlardı. Çoğunluk vergi de ödemiyordu. Firavun adları kartus aı verilen oval bir cercevenin icine yazılırdı.Yanda Firavun Meyre'nin bir kartusu'nun resmi bulunmaktadir. Stenografi: Daha sonraları Mısırlılar,hiyeroglif yazısının daha kolay bir uyarlaması olan 2 türlü steno yazı geliştirmişlerdir.Hiyeroglif yazısı ise, tapınaklardaki ve kamusal yapılardaki kayıtlarda kalmıştı. Mısırlılar,bir yazı biçimi bulan en eski uluslardan biridir. Onların "Alfabeleri" bizim bugün kullandığımız gibi harflerden değil,resim ve işaretlerden oluşmuştu. Biz Mısır yazısına "Kutsal yazı" anlamına gelen hiyoroglif adı veririz.Bu isim Mısırlıların,yazı yazma yetilerinin onlara ilim Tanrısı Tot tarafından verildiğine inanıyor olmalarından kaynaklanıyor. Firavun adları kartuş adı verilen oval bir çerçevenin içine yazılırdı Mumyalama ve Tanrılar Krallar vadisi ile Deir El-Bahri arasında gizli bir dehlizde bulunan ve mezar soyguncularının elinden kurtarılarak 14 Temmuz 1881'de Luksor'dan gemiye bindirilen 40 firavun mumyasını taşıyan gemi,Kahire'ye doğru ilerlemekteydi.Nil kıyısındaki köylüler,3500 yıl önceleri ülkelerini Tanrısal güçlerle yöneten bu insanların hala varolan bedenlerine saygı duymuşlar,ilahiler okuyan kadınlar göğüslerini kumlarla ovalayıp,başlarına toprak atmışlar,erkeklerde havaya silah sıkmışlardı. Mumyalama işlemi ölüyü öbür dünyadaki yaşamına hazırlamak için yapılan bir dizi törenden sadece başlangıç olanıdır.Bu işlem insanların yanı sıra boğa,timsah,kedi gibi hayvanlar içinde yapılmaktaydı.Arapça ve Farsça'da "Mumiya" doğada bulunan katran ve bunun karışımlarına denilir,ilaç oalrak da kullanılırdı.Gerçekte ölünün bedenini konserve edercesine korumak için yapılan "Tahnit" işleminde katranın kullanılması,onu mumya ile eş anlamlı yapmıştır. Mumyalama işlevi şöyle gerçekleştirilirdi: Önce ölü yıkanir. Burnundan sokulan aletlerle beyin boşaltılır. Göz ve ağız boşukları,yağlı keten tamponlarla doldurulup göz kapakları kapatılırdı. Rahip habeş denilen keskin bir opsidyenle vücüdun sol tarafını açarak,içindekileri tamamen boşaltır ve bunları "Kanopik" denilen çömlek ve vazoların içine koyardı.Boşalan karın kısmı ve kadınların göğüs içleri,hurma şarabı ve kokulu bitkilerle temizlendikten sonra, reçine, tarçın,soğan ve kokulu mir ile karıştırılmış ağaç talaşı,yerleştirilirdi. Acılan yerler dikildikten sonra Mısırlılar'ın "Net-jeryt" denilen ve kahire yakınlarındaki bir vadide bulunan "Natron" tozu sodyum karbonat ve ya Sodyum Klorit (tuz) ile karıştırılan madde içinde 40 ve ya 70 gün(soylular için 272gün) bekletilirdi.Böylece vücuttaki nem absorbe edilir,organik yapı antiseptik korumaya alınırdı.Bir çeşit insan salamurası olan bu işlemin sonunda eller göğüste veya karın üzerinde birleştirilerek vücüt yatar durumuna getirilir ve kurutulurdu. Dipnot: Arkadaşlar siz post attıkça ben tazeliycem çünkü fazlasını yazmıyor yazdıklarımda boşuna gidiyor o yüzden lütfen eski topicteki gibi tartışma çıkarmazsanız sevinirim.
|
KadhraS
Nereden: Turkey İzmir |
#269798
2007-12-31 16:34 GMT
Verilmişti.
|
Spawnsas
Nereden: --- En Sevdiğim Kişinin Yanından |
#269805
2007-12-31 16:53 GMT
İskandinav (Norse) mitleri
M.Ö. 1000 yıl sonrasında, birçok avrupa ülkesinde Indo-Avrupa dili konuşuluyordu. M.Ö. ilk bin yılın ortalarında Alman kabileleri Güney İskandinavya ve Kuzey Almanya bölgesinde yaşamışlardı. Onların yayılmaları ve ilerlemeleri MÖ2.y.y. 'la kadar devam etti. Bu yüzden İskandinav ve Alman mitolojileri aynı temeller üzerindedir ve bir çok ortak noktaları vardır.Snorri Sturluson'un Eddası (1179-1241) bu efsanelerin çoğunu içerir. Mitolojinin yaratılış detaylarını çok çeşitli kaynaklara dayanarak sadece Snorri kaleme almıştır. Başlangıçta boşluk vardı (Ginnungagup). Dünya daha var olmadan önce 11 nehir akan Niffleheim'da ölüm var oldu. Niflheim'ın güneyinde başka bir sıcak dünya daha oluştu; Muspell; Devlerin koruduğu yer. Devler buraya Stur yani Siyah dediler. Niflheim'ın nehirleri donmuştu. Bu nehirlere Ginnungagup dendi. Günün birinde Muspell'deki kıvılcımlar nehirlerin üzerine düştü ve nehirleri eritti. Erimiş nehirlerden oluşan damlacıklar Ymir'i şekillendirdi.Ve Ymir'in terinden diğer dişi ve erkek devler oluştu. Yaratılış efsanesinin bir başka versiyonu daha vardır: Eriyen damlalar en ilkel inek şeklini aldılar. Audhumla; sütüyle Ymir'i besleyen inek. Audhumla aynı zamanda tuz parçalarını yalayarak bu bloklara ilk insan şeklini verir. İlk insan Buri. Buri'nin, bir devin kızı olan Bolthor ile evli bir oğlu vardır; Bor. Bolthor'u Odin,Vili ve Ve birleşerek Bor'a uygun bir biçimde yarattılar.Ve şeklinden dolayı Ymir'i öldürdüler.Ve sonra iki tane ağaç yarattılar. Düşünen, nefes alan, duyan ve de görebilen iki ağaç... Bu ağaçlar insan ırkının ilk modelleriydi. Erkeğe Askr (ash tree => Kül ağacı), dişiye de Embla (Sarmaşık) dediler. Ardından Asgard'ı yarattılar. Tanrıların meskenini. Snorri diğer bir çok versiyonda kader ağacı Yggdrassil'den bahseder. Onun ne kadar ihtişamlı olduğunu, dünyanın merkezinde nasıl görkemli bir şekilde yükseldiğini tasvir eder. Ağacın altındaki kader feminen formu olarak tasvir edilir. Ve insan hayatının buradan başladığı düşünülür. Bazı versiyonlarda da Tanrıların büyük meclisinin burada toplanıp kararlar aldığından bahsedilir. Bu ağaç üç köklüdür; Bu köklerden biri cehenneme kadar uzanır, diğeri devler ülkesine gider ve sonuncu kök de insanların dünyasına gider. Bütün dünyanın mutluluğu bu ilk ağaca bağlıydı. İskandinav tanrıları iki grupta toplanır; Aesir ve Vanir tanrıları. Aesir'in en önemli tanrıları; Odin, Thor ve bazende Tyr, Vanir'de ki önemli tanrılar ise Njord, Frey ve Freya dır. Vanir; Zenginlik , verimlilik ve doğurganlığı simgeler. Doğurganlığı sembolize eden toprak ve denizle sembolleştirilmiştir Vanir. Aesir; Diğer bütün değerlerle sembolleştirilmiştir. Odin bir büyücüdür, tanrıların şefidir ve tüm kahramanların başıdır. Thor, çekicin tanrısıdır ve havaya hükmeder. Bir çok hikayede bu ikili barış içinde yaşarlar ve birbirlerine yardım ederler. En önemli mitolojik hikayeler uzak geçmişte bir zamanda , Vanir ve Aesir arasında çok vahşi bir savaşın çıktığından bahseder. Bazı bilginler bu savaşın Alman ırkının diğer ırklarla karşılaşmasının bir yansıması olarak görürler. Georges Dumezil ve Jan De Vries, tanrılar arasındaki savaş ve bölünmenin Indo-Avrupa mitolojisinin bir parçası olduğunu ortaya çıkardılar. Bilinen üçlü; sihirsel güçleri adilce kullanan Odin ve Thor tarafından yaratılmıştı.Tyr savaş tanrısı ve Vanir bolluk tanrısı beraberce hiyerarşiyi bozguna uğratmışlardı. İskandinav mitolojisinde Odin ve Thor arasındaki çelişki, bütün tanrılık statülerinin Vanir'de kalmasıyla başladı. Aesir'e bir kadın olan Gullveig'i (Altın sarhoşu) göndererek yalvardılar. Daha sonra da savaş çıktı. Her iki tarafta tükendikten sonra, iki taraf kendi grup üyelerini değiş tokuş etti. Vanir Njord ve oğlu Frey'i ,Aesir ise Mimir ve Hoenir'i verdi. Bu geçici barış tüm tanrıların toplanarak Kvasir' i yaratmalarıyla kutlandı. Kvasir barış ve mutluluğun sembolü daha sonra kurban edildi. Ve kanından tanrılar için bir içki yaratıldı. Böylece Kvasir Tanrıları sarhoş eden ve ozanlara ilham veren bir içecek olmuştu. Önemli bir başka mitolojik efsane de Balder ve Loki'yi anlatır. Odin'in oğullarından Balder burada akıl, sevgi ve bilginin tanrısı olarak karşımıza çıkar. Cennette Glitnir denilen bir yeri korumaktadır. Her türlü anlaşmazlıkta bütün tanrılar onun adaletine güvendiklerinden ona gelirler ve burada Balder'in adaleti sağlaması beklenir.Ve Balder adaleti yerine getirir. Loki Aesir tarafından evlat edinilmiş bir devdir. Loki ve Odin aralarında bir dostluk antlaşması yapmışlardı.Bir gece Balder kendi ölümü hakkında çok rahatsız edici bir rüya görür.Annesi Frigg, su, ateş,doğadaki bütün elementlere ,kuşlara ,canavarlara ,toprak ve taşlara, Balder'a zarar vermemeleri için yemin ettirir.Böylece Balder Ölümsüz olur. Bundan sonra Aesir Balder'ı ortalarına alıp onunla eğlenmeye başlar. Ona küçük ok, taş vs. şeyler atarlar. Bu yeminden dolayı Balder sadakatsizliklle karşı karşıya kalmıştır. Loki bu dramayı görünce merak eder ve kadın kılığında Frigg'in yanına giderek ona neler olduğunu sorar. Frigg de ona yeminden bahseder ve yeminin içine katılmayan tek şeyin ökse otu olduğunu da sözlerine ekler. Bunu duyan Loki hemen Aesir'e sunulmak üzere ökse otu getirir. Bunu kör tanrı Hoder'e kendi isteği ile verecek ve böylelikle Balder'a acı çektirme oyununa o da katılabilecektir. Balder'a ökse otundan yapılmış ok atılır ve Balder ölür. Aesir bu olayın suçlusundan intikam almak ister ama bulundukları yerin kutsallığından dolayı bunu yapamazlar. Balder Hel'e gidecektir,yani tüm ölülerin gittiği yere çünkü o bir savaşçı değil ve bir savaşta ölmemiştir dolayısıyla da kahramanların yeri olan Valhalla'ya gidemez. Balder Hel'den ancak Odin onun çıkmasına izin verdiğinde ve aynı zamanda yaşayan ve ölü olan her canlının onun için göz yaşı döktüğü zaman çıkabilecektir. Aksi takdirde sonsuza dek orada kalmaya mahkum olacaktır. Bu kehanet üzerine Aesir bütün dünyaya elçiler yollar.Doğaya, insanlığa, tanrılara ve onlara Balder için göz yaşı dökmelerini emreder. Bunu tüm yaşayanlar kabul eder. Tabii ki Devlerin kraliçesi Thork (kılık değiştirmiş Loki) hariç. Ve ağlamamak için de kesin kararlıdır. Aesir Thork'un Loki olduğunu farkettiğinde ,onun bu şeytanca oyunlarına son vermesi için zincire vurur. Kehanete göre Loki bir gün bir şekilde zincirlerini kıracak ve bu bütün şeytanların canavarların ve devlerin tanrılara karşı olan büyük savaş Ragnarok'ta kaybedeceğinin işareti olacaktır.Ragnarok'ta Odin kurt Fenrir tarafından yenilir. Daha sonra da Fenrir Odin'in oğluVidar tarafından öldürülür. Bu olaydan sonra tanrılar arasındaki korkunç savaşlar başlar. Tanrı Heimdall ve Loki karşı karşıya gelip birbirlerini öldürene kadar savaşırlar. Ve daha sonra Dünya bir ateşle yok edilir. Evren denizin dibine batmaya başlar. Bu son tekrar doğuşla kendini devam etirir. Dünya denizden tekrar yükselir, yeşillenir, bitkilerle dolup taşar. Aesir'in ölü oğulları Asgard'a geri döner ve atalarının yolunu izlerler. KELT MİTOLOJİSİ Kelt mitolojisi en yalın tanımıyla, Kelt politeizminin mitolojisidir. Kelt politeizmi Demir Çağı keltlerinin diniydi. Demir Çağı'ndaki diğer Avrupalılar gibi, erken dönem Keltleri de politeistik mitoloji ve dini yapıyı benimsemişlerdi. Kelt insanlarının içinde, Roma ile yakın iletişimi olan Galyalıların ve İber Yarımadasındaki Keltlerin mitolojileri Roma İmparatorluğu altında devam edememiş, daha sonra ise bu insanlar Hristiyan olmuş ve Kelt(ik) dillerini de kaybetmişlerdir. İronik bir şekilde, bu insanların inanç ve geleneklerine dair bilgiler çeşitli Roma ve Hristiyan kaynakları sayesinde bugüne kadar ulaşmıştır. Bir başka açıdan ise, kendi politik veya lenguistik (dilsel) kimliklerini korumuş olan Keltler Demir Çağı'ndaki atalarının mitolojilerinin en azından artakalan küçük bir kısmını iletebilmişlerdir. Bu iletilebilmiş kısım genellikle Orta Çağ'da kaydedilmiş, yazılmıştır. Galya dilinde yazılmış materyallerin azlığı nedeniyle pagan Keltlerde okuma yazmanın pek yaygın olmadığı düşünülmektedir, her ne kadar Galya dilinin Yunan, Latin ve Kuzey İtalik alfabelerini kullanan bir yazı(lı) çeşidi de kullanılmış olsa da. Sezar Galyalılarda okuma yazmanın var olduğu belirtse de, bu halkın din adamları olan druidlerin dini öneme sahip çeşitli parçaları (ayetleri) yazarak kaydetmelerinin yasak olduğunu da belirtmiştir. (Sezar, De Bello Gallico 6.14) Roma fethettiği yerlerde druidlerin gücünü bozmakla kalmadı, yaygın bir kitabe alışkanlığı getirdi; hatta Galya (bugünkü Fransa), Britanya ve diğer eskiden (veya hâlâ) Keltik konuşulan bölgelerde keşfedilmiş tanrılara dair kitabelerin çoğunluğunun Romalıların fethinden sonra yapıldığı ortaya çıkmıştır. İrlanda ve bugünkü Galler'in bölümlerinde yaşayan erken dönemdeki Keltler ise kısa yazınları (çoğunlukla kişi isimleri) kaydetmek için Ogham alfabesini kullanmışlarsa da, Romalılar tarafından fethedilmemiş bölgelerde Hristiyanlık'ın gelişine ve yayılışına kadar daha sofistike yazınlar mevcut değildi. Aslında, bu yörelerin çoğu mitini ilk kaydedenler Hristiyan rahiplerdir, fakat pek tabii ki bu kayıtlarda çoğu orijinal dini anlamlar bulunmaz. Kelt dini konusundaki kaynaklardan birisi de Keltler tarafından yapılmış veya Keltlere bağlı tapınaklardan geriye kalanlardır. Fakat burada şöyle bir sorun çıkmaktadır; bulguların da gösterdiği gibi heykellerden, motif ve figürlere kadar bulunan şeylerin çoğu Greko-Romen gelenekten esinlenmiştir bu nedenle özgün Kelt kültür ve mitine dair sağlam çıkarımlar yapmak zorlaşır. Yazınsal verilerin azlığı da ikonografiyi tanımlamak ve açıklamak için yeterli düzeyde değildir. Sezar'ın Commentarii de bello Gallico`sunda Galya'nın Keltik tanrılarını konu alan bir metin vardır. Burada Sezar Galya'da tapılan beş baş tanrıyı zikreder (dönemin geleneğini takip ederek bu tanrıların Roma mitolojisindeki en denk figürlerinin isimleri ile) ve rollerini açıklar. Mercury içlerinden en önemlisidir ve birçok farklı temsili keşfedilmiştir. Mercury tüm sanatların yaratıcısı, kaynağı ve gezginler ile tüccarların koruyucusu olarak görülür. Ayrıca kâr ve ticaret konusunda da en büyük güç onundur. Galya'da bu tanrıdan sonra gelen dört tanrı ise (yine Roma'daki en denk tanrıların isimleriyle) Apollo, Mars, Jupiter ve Minerva'dır. Bu tanrılar konusunda Keltler de diğer topluluk ve kültürlerdekine benzer inançlara sahipti: Apollo hastalıkları def eder, Minerva yetenekleri arttırır, Jupier göklere hükmeder ve Mars savaşı, savaşçılığı etkilerdi. Bu beşine ilaveten, Galyalıların kökenlerini Dis Pater'e bağladıklarını belirtir. Dönemin tipik bir Romalısı olarak Sezar da bu tanrıların orijinal Keltik isimlerini yazmaktansa onları kendisinin denk veya eşit gördüğü Roma tanrılarının isimleriyle yazmıştır. Ayrıca ortaya koyduğu titiz küçük şemada yer alan denk tanrı ve görev/roller yaygın yazından biraz ilgisizdir. Yine de, tüm kısıtlamalarına rağmen, Sezar'ın küçük listesi kesin bir gözlem oluşunun yanı sıra faydalıdır da. Onun tanımlamaları var olan sözlü gelenek ile dengeli biçimde harmanlandığında kişi rahatlıkla bu tanrılarının rollerinin ve çevrelerinin ayrılığını hatırlayabilir. Antik Keltlerin Tanrıları Her ne kadar, en yaygın olduğu zamanda, Kelt dünyası Batı ve Orta Avrupa'nın çoğunu kaplıyorduysa da, herhangi bir politik birlik veya belirli kültürel etkinin merkezi bir kaynağı vardır. Antik Keltlerin homojen olmayan bir kültürel çeşitlilik yaşadıkları söylenebilir. Sonuç itibariyle, her ne kadar bazı belirli motifler (örneğing tanrı Lugh) Kelt dünyasının her tarafına nüfuz etmiş olsa da, Kelt dininin uygulama ve kaidelerinde büyük bir çeşitlilik vardı; uygulama ve kaideler her yerel grupta farklılık arz etmekteydi. Roma mitolojisindeki denkleri ile birlikte, toplamda 300'den fazla tanrıya dair bilgi içeren kitabeler bugüne kadar gelmiştir. Fakat çoğu genii locorum, yerel veya kabilesel tanrılar, sadece küçük bir kısmı yaygın olarak tapınılan daha genel tanrılardır. Bu antik tanrıların görev ve doğaları hakkında isimlerinden, kitabelerinin bulunduğu yerlerden, ikonografilerinden, onlarla denk olduğu düşünülmüş/yazılmış Roma tanrılarından ve daha sonra Kelt mitolojisinde yer almış benzer figürlerden bilgi edinilebilir. İrlanda Tanrıları En eski mit parçaları İrlanda'dan, erken dönem Orta Çağ'da yazılmış yazmalardandır. Bunlar Hristiyanlar tarafından kaleme alındığı için, karakterlerin önceden sahip olduğu ilahi doğaları belirsizdir. Temel mit iki ilahi ırk olan Tuatha Dé Danann ve Fomoriler arasındaki bir savaş hakkındadır. Bu mit Cath Maige Tuireadh (Mag Tuireadh Savaşı) metninin temelini oluşturmaktadır. Galler Tanrıları Britanya'daki tanrılara dair bilgiler, Hristiyan bakış açısı nedeniyle karartılmış bir şekilde de olsa, Galler yazmalarından gelmiştir. Burada iki temel tanrılar grubu Dôn'un çocukları ve Llyr'in çocuklarıdır. Fakat bu grupların görevleri arasındaki farklılık ve ayrılık tam olarak belli değildir. Dagda Görünüşe göre Kelt panteonunun en önemi ve baş tanrısı Dagda'dır. İsminin anlamı "İyi Tanrı"dır ki burada iyi ahlâki anlamda değil de, her şeyde iyi olmak veya bir başka değişle her şeyde (yani en) güçlü olmak anlamındadır. Dagda bir baba figürüdür, kabilenin koruyucusudur ve temel tanrıdır ki diğer eril Kelt tanrıları onun bazı değişikliklere uğramış formlarındandır. Kelt tanrıları genellikle herhangi bir şeyle belirlenmiş, ilişkilendirilmemiş karakterlerdi ve bu nedenle belki de düzgün bir panteondan çok bir kabile gibi görülmelidirler. Bir açıdan tüm Kelt tanrı ve tanrıçaları Yunanlı tanrı Apollo gibidirler, yani hiçbir belirli şeyin tanrısı olarak yalınca tanımlanamazlar. Morrígan Morrígan, antik İrlandalı Keltlerin, üçlü (üçe ayrılmış) savaş tanrıçasıydı. Bütün olarak (üç parçası beraber) Morrigu olaak anılırdı, fakat parçalarına da Nemhain, Macha ve Badh denirdi. Bunların her biri savaşın bir yönünü temsil etmekteydi. Çoğunlukla bir karga veya kuzgun olarak görünürdü, fakat birçok farklı formu da alabilirdi, inek, kurt ve yılanbalığı dahil. Belenus Belenus daha çok bölgesel bir tanrıydı ve çoğunlukla kuzey İtalya ve Galik Akdeniz sahili boyunca ona tapınılırdı. Her şeyden öte bir tarım tanrısıydı. Ayrıca onunla özdeşleşmiş Beltaine isimli büyük bir festival (bayram) da mevcuttu. Onun gerçekten bir tanrı olarak tapınılıp tapınılmadığına dair hâlâ tartışmalar vardır. İsmi "parlak ve parlayan" gibi bir anlama sahiptir ve bazılarına göre 'o' sadece Beltaine bayramında yakılan büyük ateşleri temsil etmekteydi. Lúgh/Lug Tanrı Lug'un Kelt dininde büyük bir alana nüfuz etmiş olduğu adının Galya'dan İrlanda'ya kadar Kelt dünyasının birçok bölgesinde anılmasından bellidir. Kelt mitlerine Lug genç bir adam olarak görünür. Mızrak ve sapan silahlarıdır. İrlanda'da Lughnasa (modern İrlanda dili ile lúnasa) isimli onun onuruna yapılan bir festival (bayram) bulunmaktadır. Sezar'ın Roma mitolojisindeki Merkür'e denk gördüğü Lugh görünüm açısından ve detaylar yönünden Merkür ile birebir aynı sayılmasa da benzerdir. Merkür'den farklı olarak bir eşi de bulunur; Maia vey Rosmerta. Diğer Tanrılar Keltlerin taptığı ama bugün isimleri haricinde haklarında pek bir şey bilinmeyen birçok tanrı vardır. Bunlara Dagda'nın kızı tanrıça Brigit (veya Brigid), doğa tanrıçaları Tailtiu ve Macha ve at tanrıça Epona dahildir. Ayrıca, Cu Roi ve Goibniu gibi eril tanrılar da bunlara dahildir. Tanrıçaların Kelt mitolojisinde Greko-Romen mitolojiden farklı bir yeri vardır; ilahi eş olarak tanrıları tamamlarlar. Bu kıtasal ikonografide de sık sık görülür. Eril eşlerini tamamlayıcı yönleri dışında bu tanrıçalar bereket ve mevsimsel döngü ile de ilişkilidir. Belirli, isimlendirilmiş tanrıçalar ile matres veya matronae arasında belirgin bir ayrım yapmak mümkün değildir. Ayrıca tanrıça ve matronaenin ilişkilendirilmiş olduğu belirli bölgeler vardır ve bu yerlerin genel olarak koruyucusudur. Zoomorfizm Kelto-Romen ikonografi yoğun biçimde hayvan betimlemesi içerir. Sıklıkla zoomorfik ve antropomorfik formların kombinasyonundan oluşan ilah betimlemeleri görülebilir. Belki de en sık betimlenen ve en tanınmış (boğa kaynaklı) boynuzlu tanrı imgesi dışında da çok çeşitli betimlemeler mevcuttur. Tapınaklar Genellikle Keltlerin tapınak yapmadığı ve dışarıda korularda tapındıkları söylenir. Fakat arkeolojik bulgular bunun doğru olmadığını göstermiştir; Kelt dünyasının farklı bölgelerinde çeşitli tapınak yapıları keşfedilmiştir. Romalıların Kelt dünyasını fethiyle, ayrı bir Kelto-Roman tapınak tipi ortaya çıkmıştır. Bu tipe fanum denir. Keltlerde Tapınma İlk Keltler bazı ağaçların kutsal olduğuna inanırlardı. Ağaçların Kelt dinindeki önemi Eburonian kabilesinin isminde görülebilir; bu isim porsukağacı ile ilişkilidir. Ayrıca İrlanda mitlerinde sıkça geçen Mac Cuilinn (çoban püskülü oğlu) veya Mac Ibar (porsukağacı oğlu) gibi isimler de bunun bir göstergesidir. Romalı yazarlar Keltlerin insan kurban ettiğini belirtmiştir ve İrlanda kaynaklarında bu fikre uzaktan da olsa bir destek var olsa da, bu bilgilerin çoğunluğu ikinci elden ve söylenti şeklindedir. Kurban etme işlemini doğrulayan çok az sayıda arkeolojik bulgu vardır, bu nedenle çağdaş tarihçilerin çoğu Kelt kültürlerinde insan kurban etmenin çok nadir olarak mevcut olduğunu düşünmektedirler. Kelt kültüründe bir savaşçı kültü de bulunmaktaydı. Bu kültün merkezinde düşmanların kesilmiş kafaları vardır. Ayrıca Keltlerin ölülerini silahlar ve diğer aksesuarlarla birlikte gömdükleri bilinmektedir ki bu onların bir tür ahiret inancına sahip olduklarını göstermektedir. Definden önce ölü kişinin kafasını keserler ve kafatasını kırarlardı; bu belki de hayaletin çıkıp dolaşmasını önlemek içindi. Druidler Özellikle modern kültürde olduğundan çok farklı bir şekilde lanse edilen ve modern literatürde fazlasıyla romantikleştirilen druidler aslında Keltlerin mitolojik ve dini geleneklerini uygulayan, bunların devamından sorumlu rahip sınıfıdır. Büyük oranda verasete dayalıdır, yani atalardan miras yoluyla yeni fertlere kalan bir görevdir. Druidlerin görevleri ve pozisyonları Hindistan'daki Brahmin kastı veya İran'daki magi ile karşılaştırılabilir, bu sınıfların hepside büyük oranda büyü, kurban ve kehanetle iştigal etmişlerdir. Hint-Avrupa kökenli bu toplulukların barındırdığı bu tip sınıfların birbirlerine olan benzerliklerinden dolayı, en başta proto-Hint-Avrupalılarda da bu tür bir sınıfın var olduğu öne sürülmüştür. Bardlar ise Kelt topluluklarında yönetici vasfındaki ailenin tarihini veya kabilenin savaşçılarının cesaretini anlatan şarkılar söyleyen bir tür ozandı. Kelt kültüründe tarihi bir kültür mevcut değildi, Akdeniz uygarlıklarıyla karşılaşana kadar Keltlerin herhangi bir yazılı tarihleri veya yazılı tarih kültürleri yoktu. Fakat sözel tarih gelenekleri vardı ki bu bardların hafızalarından topluluğa yayılırdı. Benzeri yazma geleneği olmayan kültürlerdeki gibi bardlar bu tür tarihi bilgileri ezberlerken şiir ölçüleri ve kafiye kullanmışlardır. Japon mitolojisine göre birbiriyle hem kardeş, hem karı-koca olan Gök (İnazagi) ile Yeryüzü (İnazami) kaostan ayrıştıktan sonra gökyüzünün yüzen köprüsünden, tanrısal mücevherlerle süslü bir mızrakla okyanusu karıştırarak, ilk kara parçalarını yaratırlar. Sonra bütün Japon adalarını ve diğer tabiat Tanrılarını doğururlar. Japonya'da 8 milyon ilah vardır. Dağ, ırmak, ateş, gök gürlemesi, fırtına, yağmur, vb. ilahlar dışında her meslek sahibinin de ayrı bir ilahı vardır. İnazagi ve İnazami ilk olarak Hiruko'yu doğururlar. Çocuk sakat olduğu için ondan iğrenir ve onu bir teknenin içine koyup sulara terk ederler. Yeni çocuklar doğurmaya başlarlar. Ateş Tanrısı Kagutsuchi doğar. İnazagi'nin sol gözünden Güneş Tanrıçası Amaterasu, sağ gözünden Ay Tanrısı Tsukiyomi, burnundan Fırtına Tanrısı Susanowa doğar. Güneş Tanrıçası Amaterasu mitolojide önemli bir yere sahiptir. İzanagi, Amaretasu'ya inci bir gerdanlık armağan etmiş ve ona Kami'lerin oturduğu Takamagahara'nın sorumluluğunu vermiştir. 'Kami' kelimesi üstün, yüce anlamına gelmekte olup Japon mitolojisinde Tanrılara verilen addır. Denizler Fırtına Tanrısı Susanowa'yun yönetimi altına girmişti. Susanowa kız kardeşi Amaterasu'nun sarayında taşkın davranışlarda bulunmuş ve bu nedenle cennetten kovulmuştu. Daha Susanowa'nun oğlu Okuni-Nushi bütün ülkenin Tanrısı olur. Amaterasu'nun torunu Ninigi ile ülkeyi paylaşır. Dinsel işlerin yönetiminden Okuni-Nushi, siyasal işlerden de Ninigi sorumlu olur. Ukemoçi no Kami Yiyecek Tanrıçasıdır. Yiyecek, Giyecek ve Barınak Tanrısı Tayuke okami ile birlikte anılır. Sukunahikona, dünyayı kurmak ve hastalıklarla vahşi hayvanlara karşı korunma çarelerini bulmak için Okuni-Nushi'ye yardım eden Cüce Tanrıdır. Amenouzume dansçıların koruyucu Tanrıçasıdır. İnari pirinç üretiminin koruyucu Tanrısıdır. Yedi Şans Tanrıları (Shichi Fukujin) mitolojide önemli yere sahipler. Ebisu balıkçıların ve tüccarların koruyucusudur. Daikoku zenginlik Tanrısı ve çiftçilerin koruyucusudur. Bişamon doğruların ve savaşçıların koruyucusudur. Fukurokucu saflığı ve bilgeliği, uzun yaşamı simgeler. Benten edebiyat, müzik, zenginlik ve dişilik Tanrıçasıdır. Hotei çocukların eşlik ettiği, neşe saçan, halinden memnun bir Tanrıdır. Jurojin uzun yaşam ve mutluluk Tanrısıdır. Fuji-Yama Dağı kutsal dağlar silsilesinin en önemlisidir. O-Ana-Mochi - bu kutsal dağlarda kriterlerin efendisidir. Gongen Japon mitolojisinin Dağ Tanrısıdır. Ruhu yeniden vücut bularak insanların içlerinde yaşar. Shinto inancına göre Buddha enkarnasyonudur. Dağ tırmanıcıları onun bilgeliğini ele geçirebileceklerine inanırlar. Japon mitolojisinde her yıl Tanrılar kutsal Izumo tapınağında bir araya gelip toplantı yaparlar. Orada insanların aşkla ilgili alın yazgısı belirlenir. Tanrılar hangi insanın hangisini sevmesi gerektiğine inanırlar. Uba ("yaşlı kadın, yağmur hemşire") mitolojide çam ağacının ruhudur. O ve kocası Jo ("sevgi") evlilikteki aşkı ve sadakati sembolize ederler. Tukyu(Asena) Tukyuların ataları Çinlilerin (si-hayi) dedikleri bati denizi sahillerinde otururdu. Komsu hükümdarlardan bir bunların yurdunu basarak, kadın, erkek, çocuk ve önlerine gelenleri kılıçtan geçirdi. Bunlardan ancak on yasında bir erkek çocuk kalabildi. Bu da elleri, ayakları kesilmiş olarak bir bataklığa atıldı. Çocuk orada açlıktan, yaralarından akan fazla kandan ölmek üzere iken, bir dişi kurt gelerek, ona bir parça et getirdi. Kurt her gün böyle yaparak çocuğu besledi. Çocuğun yaraları iyileşti. Yaşı ilerleyince kurt bundan gebe kaldı. Atalarını öldüren hükümdar bir sure sonra bu çocuğun sağ kaldığını haber aldı. Çocuğu öldürmek üzere arattı, buldular. Hükümdar çocuğun bulunduğu yere birisini gönderdi. Bu adam bataklığa geldiği zaman çocuğun yanında bir kurt gördü, sasırdı. Adam ikisini de öldürmek istedi. Fakat bir tanrı onlari korudu. Kurt çocuğu sırtlayarak bati denizinin doğu tarafına geçirdi. (Kao-cang) yakınlarındaki dağlardan birinde bulunan mağaraya oturdu. Mağaranın arkasında bereketli bir ova vardı. Ovanın her tarafı yalcın kayalarla çevrilmişti. Kurt burada sakat delikanlıdan on çocuk doğurdu. Bunlardan biri aile adi olan (Asena)' yi aldı. Bu çocuklar büyüdükleri zaman mağaradan çıkarak civardaki oymaklardan birer kız kaçırdılar. Bunları mağaralarına götürdüler. Bu kızlarla evlendiler. Birkaç nesil geçince bunlar çoğaldı. İçlerinden (A-Hien-Se) adli birisi baslarına geçerek mağaradan çıkardı. (Kin-San) dağlarına giderek yerleştiler, (Cu-Cen) tatarlarına bağlandılar. Bu dağların tepelerinden biri takya seklinde oldugundan kendilerine bu anlamda (Tu-Kyu) adini verdiler. Asıllarına delalet etmek üzere de bayraklarına bir kurt bası yaptılar. DokuzOguz-OnUygur (Ağaçtan Doğan çocuklar) Dokuz oğuzlar' in ataları olan bir hakanın iki güzel kızı vardı. Bunlar ancak tanrılara layıktı. Babaları insanlardan ayrı bulundurmak için bu kızları, yaptırdığı bir kulenin içine koydurdu ve yalvararak tanrıyı çağırdı. Bunu üzerine tanrı bir boz kurt olarak geldi, kızlarla evlendi. Tanrının bu kızlardan Dokuz Oğuz ile On Uygur evladı oldu. Bunlar zamanla çoğaldılar. Bu Dokuz Oğuzlardan türeyenler Kumlanco adi verilen ülkede oturdular. Burada Hulin adında bir dağ vardı. Bu dağdan Tugla ve Selenka adında iki ırmak akardı. Bu ırmakların arasında da iki ağaç vardı. Bu ağaçların biri Kayın, öbürü de Çam idi. Bir gece bu ağaçların üzerine gökten nur indi. Gün geçtikçe ağaçlardan birinin karni sisti. Dokuz ay on gün sonra ağacın karnında bir kapı acildi. İçeride ağızlarında gümüş emzikler bulunan beş çocuk göründü. Daha çocuklar dogmadan bu ağaçların etrafında gümüşten bir daire türemişti. Ağaçlardan müzik sesleri geliyordu. Oradaki Dokuz oğuzdan türeyen Türk'ler bu çocukları büyüttüler; adlarını Sungur Tekin, Kutur Tekin, Tukak Tekin, Or Tekin, Buğu Tekin koydular. Bunlar on beş yasına gelince, baba ve analarını sordular. Halk onlari iki ağacın yanına oturdu: İste bunlardan bir babanız, biri de ananızdır dediler. Çocuklar bu ağaçlara saygı gösterdiler. Sevgili anamız ve babamız diye onlara sarıldılar. O zaman ağaçlar da dile gelerek evlatları hakkında hayırlı duada bulundular. Nihayet bir gün halk toplanarak, Buğu Tekin' i hakan seçtiler. Çünkü Buğu Tekin hem zeki hem de her boyun dilini, obalarının şayisini biliyordu. Bunun uç kargası vardı ki her yerden olup biteni haber verirdi. Buğu Tekin bir gece rüyasında; beyazlar giyinmiş, elinde beyaz bir asa tutan aksakallı bir adam gördü. Bu adam fıstık seklindeki (Yeşim Taşı) denilen tası gösterdi: (Türkler bunu ellerinde tuttukça dört bucağa hâkim olacaklardır) dedi. Buğu Tekin ve Gök kızı: Buğu Tekin bir gece otağında uyumakta iken, birden bire pencerenin açıldığını, içeriye gökten gelen güzel bir kızın girdiğini gördü. Buğu Tekin neye uğradığını anlayamadığından gözlerini kapayarak uyur gibi yaptı. Kız, Buğu Tekin'i uyandırmak için çok çalıştı, bir turlu uyandıramadı. Ümidini keserek pencereden cıktı, gitti. Ertesi gece kız yine geldi. Buğu Tekin kendisini yine uykuda imiş gibi gösterdi. Kız bu defa da uyandıramadan gitti. Sabah olunca, Buğu Tekin kızın tekrar geleceğini düşünerek, buna bir çare bulmak üzere vezirine açtı. Vezir dedi ki: Bunda korkacak bir şey yok. Belki hepimizin sevineceği hayırlı bir is vardır. Her halde bunun gelişi size kutlu bilgileri öğretmek içindir yarın gece gelirse artik kendinizi uykuda göstermeyin. O zaman niçin geldiğini anlarsınız. Uçuncu gece kız yine geldi. Ama bu defa Buğu Tekin onu karşıladı, saygı gösterdi. Bu kız vezirin tahmin ettiği gibiydi. Gerçekten bir tanrıca ve gökten gelen bir kızdı. Buğu Tekin' e yeni bir din göstermek için gelmişti. Buğu Tekin'e: (Arkamdan gel) dedi. Buğu Tekin kızı takip etti. Gittiler. Nihayet (Ak dağ)'a ulaştılar. Buğu Tekin'e yeni bir dinin gizli taraflarını anlatmaya başladı. Bundan sonra kız otağa gelir, Buğu Tekin'i (Ak dağ)'a otururdu. Bu durum çok gece devam etti. Buğu Tekin yeni dinin esaslarını ve sırlarını öğrendi. Bir gece artik bu görüşmelerin sonu idi. Kız veda ederken Gökte, yerde ne varsa hepsini öğrendiniz. Ben artik gelmeyeceğim. Yarından itibaren dünyanın dört bucağını fethe başlayın. Gösterdiğim yolda adalet yapın. Size öğrettiğim gerçekleri her tarafa yayın dedi. Sabah olunca Buğu Tekin kardeşlerini çağırdı. Her birini bir orduya tayin ederek bunları dört bucağın fethine gönderdi. Kendisi de büyük bir ordu ile Çin üzerine yürüdü. Hepsi de seferlerini basardılar. Göç Buğu Tekin'den otuz nesil sonra, torunlarından (Yulun Tekin) tahta çıktı. O zaman Çin'de (Tang)sülalesi hâkimdi. Çinliler; Türk'lerden korktukları için hükümdarları (kiyuliyen) adlı kızını hakanın oğlu (Gali Tekin)'e göndermeye karar verdi. Bir elci yolda Türklerin kudret ve büyüklüğünün Tanrı dağı civarında bulunan (kutlu Kaya) adli büyük bir kayadan ileri geldiğini öğrendi. Yulun Tekin'e dedi ki: Hükümdarım size en kıymetli hediye olarak kızın gönderdi. Siz de ona bir hediye göndermek isterseniz, bizce makbule gecen hediye de (Kutlu Kaya) adındaki kaya parçasıdır. Bu kayanın sizce bir kıymeti yoktur. Bunu hükümdarıma hediye ederseniz makbule geçer. Yulun Tekin, Çinlilere kıymet veren milli duyguları gevşek bir hakandı. Kutlu Kayanın otuz nesilden beri Türklerce kutsal bir yer oldugunu bilmiyordu. Bir kızın bedeli olarak bu kayayı Çin'e vermekte hiç tereddüt etmedi. Yalnız bunu nasıl götüreceklerini sordu. Elci de: (Kolaydır) dedi. Çin elcisi kayanın etrafına odunlar yığdırdı, üzerine sirke döktürdü, odunlara ateş verince kayalar parçalandı, dağıldı. Elci bu parçaları dikkatle toplattı. Arabalarla Çin'e gönderdi. Orada sihirbazlar bu parçaları yağma ettiler. Her parçası dünyanın bir kösesine gitti. Parçalar nereye gitti ise orada bereket, bolluk oldu. Bu tarafta ise, yedi gün sonra (Yulug Tekin) oldu, yerine Buğu Tekin'in torunlarından biri hakan oldu. Türk yurdu da bütün bereketini kaybetti, yeşillikler sarardı, ırmakların, derelerin suyu çekildi göğün rengi değişti. Bütün kuşlar, hayvanlar, memedeki çocuklar: Göç! Göç! Göç!) diye bağrışmaya başladı. Bir taraftan da salgın hastalıklar insanları kırıyordu. (Göç!) sesleri devam ediyordu. Anladılar ki bu ülkenin (Yer-su)ları artik kendilerinin orada kalmasını istemiyor. Çadırlarını yıktılar, eşyalarını, çoluk çocuklarını hayvanlara yüklediler. Göç etmeye başladılar. Aksam olunca (Göç!) sesleri duruyor, sabahla beraber başlıyordu. Türkler Turfan ülkesine gelinceye kadar (Göç) sesleri devam etti. Orada artik ses kesildi. Göç'ler de Turfan'da yerleştiler. Orada (beş Balık) şehrini kurdular. Ergenekon Göktürkler, Tatarlarla yaptıkları savaşta yenilmişler, hepsi kırılmış, yalnız İlhanın oğullarından Kıyan ve Nogüz sağ kalabilmişti. Savaştan on gün sonra bir gece atlarına bindiler. Çoluk çocuklarını alarak kaçtılar. Savaştan önce ordu kurdukları yere geldiler. Burada deve, at, okuz ve koyunları kalmıştı, onlari aldılar. Biri öbürüne dedi: Burada kalsak bir gün olur düşmanlarımız bizi bulur. Başka bir boya gitsek her yanımız düşmanlarla dolu. En iyisi dağların arasında, kimselerin yolu düşmeyecek yerlere gidip oturalım. Buna karar verdiler, sürülerini önlerine kattılar, dağlara yürüdüler. Bir dişi geyik gördüler. Arkasından gittiler. Geyik bunları dağların üzerinden düz bir yere oturdu. Orada her yeri iyice yokladılar. Geldikleri yoldan başka yol yok. Biraz ilerlediler. Geniş, çimenlik bir ülke gördüler. Burada akarsular, pınarlar, meyve ağaçları, hayvanlar vardı. Bunları görünce sevindiler. Tanrıya şükür ettiler, buraya yerleştiler. Kisin hayvanlarının etini yer, derisini giyerler, yazın da sütlerini içerlerdi. Burada dört yüzyıl kaldılar. Başbuğlara danıştılar: Babalarımızdan işitirdik ki, Ergenekon'un dışında geniş, güzel yerler varmış. Atalarımız orada oturmuş. Bundan sonra korkup ta dağlara kapanacak değiliz. Bir yolunu bulup buradan çıkalım. Hepsi bu sözleri uygun buldu. Yol aradılar, bulamadılar. İçlerinden demirdi Börteçine: Ben bir yer gördüm, orada demir madeni var. Eğer onu eritirsek yol buluruz dedi. O yeri gidip gördüler, demircinin sözünü doğru buldular. Başka bir anlatışta: bir gün bir dişi kurt görmüşler. Bu kurdun oraya nereden geldiğini aramışlar, kurt kaçmış, arkasından gitmişler. Bakmışlar ki kurt bir delikten dışarı atladı. Deliğin yanına gittikleri zaman etrafın demir madeni oldugunu görmüşler. Manas Manas, Kırgız kahramanlarındandır. Manasın babası Yakıp Han, anası da Çuriçi'dir. Yakıp Han evlendikten on dört sene sonra Manas doğmuştur. Doğduğu zaman Manas' in avucu kanlı idi. Bu işaret onun ileride meselsiz kahraman olacağının göstergesi idi. Henüz memede iken konuşmaya başladı. Doğumu üzerine civardan gelen elciler, onun bir kahraman olacağını hemen anlamışlardı. Az zaman içinde çok serpildi, boyu beş metreye kadar uzadı. On yasına gelince tam bir kahraman oldu. Düşmanların üzerine saldırarak perişan etti. Atlarına at erişemiyor, zırhına ok islemiyordu. Yakıp Han, oğlunun atılganlıklarını, kahramanlıklarını görünce, onu korumak, onunla arkadaşlık etmek üzere, Bakay adında birisini ona katmıştı. Manasın savaştığı düşmanları arasında en kuvvetlisi Gökçe idi. Bununla olan maceraları destanca epeyce yer tutar. Destan Radlof'a Gore 12452 mısra olup, savaş hengâmeleri sırasında ask maceraları, eğlenceler, düğünler, Şamanizmin etkisi altındaki inançlar, gelenekler, kâhinlerin rolleri göze çarpar. Öksüz Kız Kisin soğuk bir gününde, öksüz bir Türk kızı, su almaya gider. Vücudu yâri çıplak, ayakları soğuktan şişkin; karni aç, gözleri yaslı bir haldedir. Elinde bir bakraç vardır. Birden bir kasırga kopar. Ay ise gökteki sarayından kasırgaya tutulmuş olan, bu zavallı fakir kıza bakmaktadır. Ay, kızın haline acır. Kendi kendine der ki: (Mutlaka üvey annesi bu kıza zulüm ediyor). Öksüz kız o sırada bir çalılıktan geçmektedir, ay çalıya işaret eder: (O kızı al, yanıma gel). Ayin bu emri üzerine cali hemen bir at olur. Bir yandan aya giden gökyolu açılır, bir yandan da at haline gelen cali, üzerinde kız oldugu halde yükselmeye devam eder. Aya vardıklarında kız elinde bakracıyla ayin yanında durur. Ay, bu öksüz kızı sever, içi ürpermeye baslar. Şekilden sekile girmeye baslar. Bundan sonra ayin gökte şekilden sekile girişi de, bunun ve sevgisinin sonucudur. İlk geceler ay bir gümüş yay gibidir. Öksüz kız büyüdükçe ay da büyümektedir. Bazı zamanlarda bu kız gökteki ayin sarayından içeri girer, hali dokur. O zaman ay sevgilisini görmediği için üzülür, hilale döner. Bazen de kızın keyfi yerine gelir, coşar, neşelenir. O zaman ayin yüzü güler, dolun halini alır. Ayin keyfini kaçıran güçlü bir rakibi vardır. O da gökte bulunan beyaz ayıdır. Bu ayı da öksüz kızı sevmektedir. Bu sebeple ayı tutarak boğmak ister. Ama ne de olsa gücü yetmez. Yirmi beş gün ay bu ayıya ustun gelir, onu ezer. Ayı yalnız uç gün aya ustun gelir. Ay bundan korkar, saklanır, kimselere görünmez. Bu mücadele her ay böyle devam eder. Cesteni Bey Cesteni Bey (aslanların yürüyüşü ile yürüyüp) (Uçayan) şehrinin arkasında durarak ileri geri dolaştı. Ondan sonra dört yol ağzına gelerek bu yolların arasıdan şayisiz denecek kadar çok cinler gördü. Bu cinler insan etini yiyip kanını içiyor, bağırsaklarını vücutlarına dolandırıyorlardı. Yüzlerini korkunç hale getirip pek kuvvetli sesle haykırıyorlardı. Ellerinde de bayraklar vardı. Ateş gibi kızıl ve örgülü saclarını omuzlarına bırakıyorlar, kapkara büyük dağlara benzeyen vücutlarını kaldırıp zehirli yılan gövdeleriyle yürüyorlardı. Cesteni Bey bunları görünce yüreğini pek tuttu, bir kaplan gibi hiç korkup çekinmeden bu cinlerin arasına girdi. O zaman cinler Cesteni Bey'i görüp etrafına toplanarak: Hey, kimsin sen? Nasıl oldu da kendi kendine bizim üstlü altlı dağ gibi dişlerimize lokma olmaya geldin dediler. Besteni Bey bu sözü işittiği halde yüreğini pek tutup hiç korkmadan cinlere söyle dedi: Hey cinler, çabuk söyleyin bana, benim şehrimdeki insanları nasıl olduruyorsunuz. Sizlere bu şehre girme iznini kim verdi? Benim su keskin kılıcıma bakin, bununla gövdelerinizi keserek parça parça edip bırakırım. Şehrimizde milletin basına gelen bunca felaket haberi dururken hala dayanılacak değildir. Cesteni Bey'in bu sözünü duyduktan sonra, cinler öfkelenip karma karışık oldular. Öd koparıp kendilerince bir türkü söyleyerek yumruklarını sıktılar. Kol kola girerek, dirseklerini tutuyor, ateş renkli kızıl saclarını arkalarına salıverip alev gibi bayraklarıyla, gürz ve tokmakları ellerinde, Besteni Bey'i mızraklayıp, vurmaya çalışıyorlardı. Birbirleriyle söyle söyleştiler: Daha ne bekliyorsunuz? Çabuk bunu mızraklayıp keselim, vücudunu parçalayıp öteki dünyaya gönderelim. Bunun üzerine Besteni Bey var kuvvetiyle atlayarak (Urumki) adli cini tepesindeki saclarından yukarı çekip tuttu. Kılıcını yukarı kaldırıp, basını kesmek üzere vurdu. Böylece cinler Cesteni Bey'in gücünü, kuvvetini ve sansını görerek çok korkarak kaçtılar. Ulu Toyun Ulu Toyun, Ay Toyun'un kızı Güneşe asık olmuş. Bir gün Ulu Toyun anası Secen'e der ki: Ay Toyun'un göğüne cık. Bana onun kızı Güneşi iste. Ne kadar çok ağırlık isterse hiç esirgeme, kabul et. Secen hemen göğe çıktı. Ay Toyun'un otağına gitti ve: (Oğlum, kızınızı sevmiş, onu oğluma verir misiniz) dedi. Ay Toyun: (Peki veririm, fakat iki nisan isterim: biri dalga; Göl incisi, oburu Serap; Çöl incisi) dedi. Secen bu haberi oğluna getirdi. Ulu Toyun istenilen iki nisanın tedarikini kolay gördü. Yer üstünde, yeraltında ne kadar cinler, periler, ruhlar varsa hepsini davet etti. Cümlesi geldiler. Ulu Toyun dedi ki: Ey kahramanlar! İçinizde benim istediğim iki armağanı bana getirmeyi kim üzerine alacak? Bu iki armağanı bulmak, getirmek çok kolaydır. Bunun biri dalga; Göl incisi, oburu serap; Çöl incisidir. Gelenlerden bu teklifi kabul edecek kimse çıkmadı. Ulu Toyun teklifi tekrar etti. Yine cevap veren olmadı. Uçuncu teklifinde kurt ile bir karga bu isi üzerine aldılar. Fakat kurt dalgayı tutabilmek için uzun bacaklar istiyordu. Karga ise serabı görebilmek için keskin gözlere ihtiyaç gösterdi. Ulu Toyun istediklerini onlara verdi ve: (Haydi, kahramanlarım, gidin bana dalga ile serabı getirin) dedi. Bu iki kahraman yola duştu. Aradılar, taradılar, çok çalıştılar, ne kurt dalgayı, ne de karga serabı ele geçirdi. Yüz yıllar geçti. Bir turlu bu iki armağan gelmedi. Ulu Toyun istenilen nisanları veremedi, Güneş hanımı alamadı. Tepegöz ile Basat Bir gün Oğuz otururken, düşman baskısına uğradı, gece vakti oradan göçtü. Beraberindeki Uruz Kocanın küçük oğlu yolda düşmüştü. Hiç farkında olmadılar. Yollarına devam ettiler. Yolda kalan bu çocuğu bir Arslan alarak oturdu, besledi. Günlerden sonra, Oğuz gene gelip yurduna yerleşti. O sırada Oğuz Hanın atlarına bakan çoban bir haber getirerek dedi ki: Ormanda bir Arslan kükrüyor. Uzaktan gördüm, salınarak yürüyüşü insan gibi. Atları yakalayıp yatırarak kanlarını emiyor dedi. Çobanın bu sözü üzerine Uruz da Oğuz Han'a: (Hanim belki göçtüğümüz vakit yolda düsen benim oğlumdur) dedi. Beyler hemen atlarına bindiler. Aslanın yatak yerine geldiler. Uruz'un dediği gibi bu, kendi oğlu idi. Oğlanı tuttular. Uruz, oğlanı alıp evine oturdu. Hep sevindiler. Ziyafetler oldu. Ama oğlan yine durmadı. Aslanın yatağına gitti. Bir daha tutup getirdiler. Bunun üzerine (Dede Korkut) geldi ve: Oğlum sen insansın, hayvanlarla düşüp kalkma, gel iyi ata binmeyi öğren. İyi yiğitlerle beraber yasa. Büyük kardeşinin adi (Kayan Selçuk)tur. Senin adin da (Basat) olsun dedi. Adini ben verdim. Yaşını tanrı versin dedi. Oğuz bir gün yaylaya gitti. Uruz'un bir çobanı vardı. Adına (Konur Koca Sarı çoban) derlerdi. (Uzun pınar) diye un alan bir pınar vardı. O pınara periler konmuştu. Ansızın koyunlar ürktü. Çoban da bunu keçilerden bilerek onlara kızdı. İlerleyince gördü ki, peri kızları kanat kanata vermişler, uçuyorlar. Çoban kepeneğini üzerlerine attı. Peri kızlarından birini tuttu. Zaman geçti. Oğuz yine yaylaya gitti. Çoban da pınara geldi. Yine koyunlar ürktüler. Çoban ilerledi, yerde bir yığın gördü. Bu yığın gittikçe büyüdü. Çoban Korktu, bıraktı, kaçtı. Urken koyunların peşine duştu. Meğer o zaman Bayındır Han ile Beyleri gezmeğe çıkmışlardı. Bu pınarın yanına geldikleri zaman garip birleyin yattığını gördüler. Etrafını aldılar. İçlerinden bir yiğit, ayağı ile bunu tekmeledi. Tekmeledikçe yığın büyüdü. Uruz Koca da merak etti, atından inerek tekmeledi. Fakat mahmuzu dokununca bu yığın yırtıldı, içinden bir oğlan cıktı. Bu oğlanın gövdesi adam gövdesi gibiydi. Ancak tepesinde bir gözü vardı. Uruz bu oğlanı alarak eteğine sardı ve: Hanım, bunu bana verin, Oğlum Basat ile beraber besleyelim) dedi. Bayındır Han da: Senin olsun dedi. Uruz, Tepegözü aldı. Evine oturdu. Bir sut nine getirdiler. Kadın memesini Tepegözün ağzına verdi. Oğlan bir emdi, sut ninenin olanca şutunu aldı. İkinci emişinde kanını aldı. Üçüncüde de canini aldı. Birkaç sut nine getirdiler. Hepsini böylece oldurdu. Baktılar ki olmayacak, sütle besleyelim dediler. Günde bir kazan sut yetmezdi. Beslendiler, büyüdü. Gezmeye, oğlan çocuklarıyla oynamaya, oynarken de bunlardan birisinin burnunu, oburunun kulağını yemeye başladı. Nihayet herkes onun yüzünden çaresiz kaldı. Uruz'a şikâyet ettiler, ağlaştılar. Uruz her ne kadar Tepegözü dövdü ise de bu hareketlerini önleyemedi. Nihayet evinden kovdu. Bunun üzerine Tepegözün peri olan anası gelerek oğlunun parmağına bir yüzük takti ve Oğlum sana ok batmasın, vücudunu kılıç kesmesin dedi. Tepegöz, Oğuz ilinden kaçtı. Bir yüce dağ vardı. Orada yol kesti. Adam esir etti. Büyük eşkıya oldu. Üzerine bir kaç adam gönderdiler. Onlar Tepegöze ok attılar, batmadı. Kılıç vurdular, kesmedi. Hepsini yedi bitirdi. Oğuz ilinden bile adam yemeye başladı. Oğuzlar toplandılar, üzerine yürüdüler. Bunu gören Tepegöz kızdı. Bir ağacı yerinden koparıp atarak elli altmış kişiyi oldurdu. Nihayet Basat bu Tepegözün üzerine gitti. Tepesindeki tek gözüne şiş saplayarak kör etti. Bundan sonra da kafasını kesti. Bütün Beyler sevinç içinde kaldılar. Alpamış (Bamsi Beyrek) Alpamış; Alpamsi, Alpmasa, Bamsi Beyrek ve Boyrek gibi Türk boyları arasında çeşitli söylenişlerle geçmekte, üzerine kurulan hikâye de biraz değişik rivayetlerle anlatılmaktadır. Bir anlatışa Gore; Alpamış(Bay Boyrek) Oğuzun oğullarından Ay Hanın oğludur. Ay Hanın oğlu olmazdı. Bunun için de çok üzüntülü idi. Birgen yanına veziri (Balcık Han) geliyor. Ay Han'a seyahat tavsiye ediyor. İkisi yola çıkıyor. Bir yerde Hızır ile karsılaşıyorlar. Hızır onlara iki elma vererek kayboluyor. Elmanın birisini Ay Han, diğerini de karisi yiyor. Nihayet bir erkek çocukları oluyor. Adına da Bay Boyrek diyorlar. Bir anlatışa Gore de; Bay Börü ile Bay Sarı adındaki iki Türk Beyinin çocukları olmuştu. Bunlar kırk gün Allah'a yalvarıyorlar. Sonunda Bay Börü' nün, Hakem(Alpamış) adında bir oğlu, Bay Sarının da (Ay Barcın) adında kızı oluyor. Ayni yasta olan bu çocukları küçük iken nişanladılar, henüz üçer yasında iken okula verdiler. Alpamış yedi yasına gelince okuldan âlindi. Ona beylik usulleri ile beyler nasıl hareket etmelidir, gibi isler öğretildi. Ok talimleri yaptırıldı. Nihayet maceralar başladı: Alpamış Kalmuk'larla savaşa girdi. Bu sırada (Askara) adındaki dağın tepesini bir ok atarak uçurdu. Ama yolda bir ak otağda güzel bir kızla uyumakta iken Kalmuk'lar bastılar, Alpamış'ı esir ettiler. Oturup bir zindana attılar. Obur taraftan Kalmuk Hanın kızı Alpamış'a asık olmuştu. Onu kurtarmak yollarını aradı, bulunduğu zindana uzun bir ip sarkıtarak onu zindandan çıkarttı. Alpamışın Çoban yahut Benliboz adında bir ati vardı. O ati da hazır buldular. Alpamış Atina bindi. Tekrar Kalmuk'lara hücum ederek onlari perişan etti. Bundan sonra memleketine dönünce sevgilisi Aybarç'ını kölelerinden birinin almak üzere oldugunu öğrendi. Düğün hazırlıklarının yapıldığı sırada ve eğlenceler devam ederken, Alpamış bir ozan kıyafetine girerek Aybarçın'ın bulunduğu çadıra yaklaştı. Elindeki sazı çalarak çadıra doğru şiirler söylemeye başladı. Bu sırada çadırda Bademce adında bir kadın vardı. Biraz kekeme idi. O da Alpamışa şiirle cevap verdi. Alpamış tekrar söyledi. Sonunda gelinin bulunduğu çadıra âlindi. Orada eğlenceler, oyunlar devam ederken, bir kösede yaslar içinde bulunan gelin Alpamışı tanıdı. Bundan sonra ikisi de birbirine atıldı. Herkes sasırdı. Alpamış da Sevgilisini alarak babasının yanına gitti, onu yerine geçti. Alangova(Alan-hoa) Börteçine soyundan Minekli'nin oğlu Yıldız Hanın iki çocuğu olmuş, bunlar kendisinden önce olmuş. Büyük oğlu(Dubun) adında bir erkek, ikincisi de (Alangova) adında bir kız bırakmış. Yıldız Han bunları evlendirmiş, (Bilgutay), (Bekcitay) adında iki erkek çocukları olmuş. Çok geçmeden Alangova'nin kocası ölmüş, dul kalmış, kendisini Han'lar istemiş ise de varmamış. Alangova'nin gebe kalışı: Alangova bir gece sarayında yatarken, seher vakti uyanıp bacadan odaya nurlu bir gölgenin indiğini, bu gölgeden beyaz yüzlü, şehla gözlü bir adamın çıktığını gördü. Yanında yatan kadınları uyandırmak içi haykırmak istedi, fakat dili tutulduğundan bir turlu sesi çıkmadı. Kalkmaya çalıştı, elinin ayağının kuvveti kesilmiş oldugundan kıpırdanamadı. Akli yerinde oldugu için herzeyi görüyor, biliyordu. Adam yavaş yavaş yatağa girdi. Sonra yine bacadan cıktı, gitti. Alangova: (Bunu söylesem kimse inanmaz.) diye olanı biteni gizli tuttu. Adam beş altı gecede bir gelmeye başladı. Alangova ilk geceden gebe kalmıştı. Dört beş ay geçince is anlaşıldı. Kardeşleri gebeliğinin nedenini sordular. O da ne olmuşsa anlattı ve: Bana es lazım olsa bir kocaya varırım. Her ne kadar kadın isem de, bir çokları beni padişah edinmek için istemişti. Kendimi bunca ilimi, iki oğlumu halk içinde rüsva edecek bir hali asla caiz görmem. Birkaç gece evimin etrafında saklanırsanız tanrı beni mahcup bırakmaz dedi. Herkes Alangova'nin sözüne inandı. Üç kişi evin etrafında nöbet beklediler. Birkaç gün sonra gökten seher vakti nurlu bir şeyin indiğini, Alangova'nin bacasından içeri girdiğini, bir zaman sonra çıktığını gördüler. Böylece Alangova'nin sözünün doğruluğuna inandılar. Hakan Su Zulkarneyn Semerkant'ı geçip de Türk ülkesine yöneldiği sıralarda, Saka Türklerinin Su adındaki Büyük hakanına yaklaşıyordu. Balasagun yakınındaki Su kalesini bu yaptırmıştı. Her gün Balasagun'daki sarayının önünde üçyüzaltmış nöbet davulu vurulurdu. Hakan Su'ya Zulkarneyn'in yaklaştığı haberi verilmiş ve: (Emriniz nedir, savaş mı edelim, ne buyurursunuz?) denilmişti. Hâlbuki Hakan Hocant ırmağının kenarına karakol kurmak, Zulkarneyn'in geçeceğini haber vermek için kırk Tarhanı gözcü göndermişti. Bunlar kimseye görünmeden gitmişti. Su endişe etmiyordu. Onun gümüşten bir havuzu vardı. Sefere çıkıldığında birlikte taşınır, içine su doldurulurdu. Sonra kazlar, ördekler yüzdürülürdü. Kendisine: (Ne buyurursunuz, savaşa girelim mi? )denildiği zaman cevap olarak: (Su kazlara, ördeklere bakiniz, nasıl suya dalıyorlar) dermiş. Bunun üzerine orada bulunanlar Su'nun savaş için hazır olmadığı zannına düşmüşler. Zulkarneyn Hocant suyunu geçince, oradaki gözcüler hemen Su'ya haber ulaştırdılar. Hakan Su hemen davulları çaldırarak doğuya doğru yürüdü. Halk gitmek için hazırlık görmeden hakanlarının böyle savuşup gitmesinden ümitsizliğe düştü. Bir ürküntü, bir karışıklık oldu. Binek bulabilenler hayvanların sırtına atlayarak Hakanın arkasından koştular. Sabah olunca ordu yeri düz bir ova halini aldı. O sıralarda Taraz, Ispicap, Balasagun ve bunun gibi yerler yapılmamıştı. Ora halkı göçebeydi. Hakan ordusuyla gittikten sonra, oradaki halk çoluk çocuklarıyla yirmi iki kişi kalmış, geceleyin hayvanlarını bulamamıştı. Bu yirmi iki kişi yaya olarak çekip gitmek yahut orada kalmak üzere konuşurlarken iki kişi çıka geldi. Bunlar ağırlıklarını sırtlarına yüklemişler, yanlarına çoluk çocuklarını almışlardı. Ordunun izine düşerek gidiyorlardı. Yorulmuşlar, terlemişlerdi. Bu yirmi iki kişi, yeni gelen iki kişi ile konuştular, ikiler dediler ki: Zulkarneyn denilen adam bir yolcudur, bir yerde durmaz. Buradan da geçer gider. Biz de kendi yerlerimizde kalırız. Yirmi ikiler onlara: (Kal aç) dediler. Zulkarneyn gelip bunları saçlı, üzerlerinde Türk belgeleri bulunduğunu görünce, onlara: (Türk Manend) demiş (Türk'e benzer). Hakan Su, Cin'e kadar gitmiş. Zulkarneyn arkasına düşmüş. Su Zulkarneyn'e bir bölük asker Zulkarneyn de ona bir bölük asker göndererek (Altun Kan) denilen bir dağda çarpışmışlar. Ama Zulkarneyn Hakan ile barışmış, Uygur şehirlerini yapmışlar. Bir sure orada oturduktan sonra Zulkarneyn çekilip gitmiş, Hakan Su da Balasagun'a kadar ilerlemiş. Kendi adini vererek Su şehrini yaptırmış. Oraya bir tılsım koymuş. Buğun oraya kadar leylekler gelir, oradan ileri geçemezler. Tılsım bu güne dek bozulmamıştır. (Divan-i Lügat it Türk/ Tercüme cilt: III) dipnot:ben yayınlamıştım evet daha yeni bilgilerle yeniden yazıyorum.
|
KadhraS
Nereden: Turkey İzmir |
#269838
2007-12-31 18:30 GMT
İyi Bakalım.
|
Spawnsas
Nereden: --- En Sevdiğim Kişinin Yanından |
#318725
2008-09-04 22:50 GMT
bi up çekelim
|
[Falcon]
Nereden: Turkey Yalova |







Yazıcılar ,mürekkep ve fırça kullanarak papirus denen sazlardan yapılmış özel bir çeşit kağıda yazı yazarlardı. Ayrıca ostraka olarak bilinen kırık çömlek parçlarının üzerinede yazarlardı.
