|
|
| Yazar | Mesaj |
Kaankha
Nereden: Turkey İzmir |
#285457
2008-03-10 00:07 GMT
Yorumlarınızı bekliyorum arkadaşlar... Lütfen ciddiyetimizi bozmayalım..
İnsanların hüküm sürdüğü topraklarda bu, kesinlikle onlara ait olmayan, daha masum bir var oluş hikâyesi. İnsanların daha ulaşmadığı, denizin orman ile dip dibe olduğu bir yerde başlıyor. Deniz, sonsuza gidiyormuşçasına engin, orman, var oluşu bilinemeyecek kadar yaşlı idi. Çalısız, adeta güçlünün güçsüzü yok ettiği bir ormandı. Soluk renkli, sarmaşık gibi kökleri olan yüksek ağaçlar, binyılları yıkıp geçmişçesine orada dikiliyorlardı. Sahipsiz deniz fırtına kopacakmış gibi durgun ve etraf da bir o kadar sessizdi. Sis suyun üzerine çökmüş, gökyüzü ile bağını adeta yok etmişti. Ve o engin deniz, yaşlı ormana bir hediye gönderdi. Camsı küçük bir kayıkta bir o kadar küçük bir kız. Rüzgârların getirdiği, sonsuzluğun hediyesi. Kayık sessizce kıyıya vurduğunda, kız usulca uyumaktaydı. Uyanmadı da, zamanı gelmeden. Ormanın kalbi küçük kızın gelişini haber verircesine ışıldıyordu o gün. Dalgaların ince kabartısı, güneşin parıltılı ışıkları arasında, bulunmayı bekleyen bir mücevher gibi parlıyordu kayık. Çok zaman geçmeden ormanda gezinen pixieler onu gördüler. Ne yapılacağı biliniyordu. Kayığı yüklenip, zarifçe taşıyarak, yaşlı ormanın derinliklerine kadar götürdüler. Etraf sessiz ve bir o kadar sakindi. Ağaçlar sıklaştıkça sıklaştı. Pixieler için kayığı taşımak, uçmak gibi zorlaşmıştı. Yollar kavislenmiş ve önlerine de bir sürü engel sermişti. Buna rağmen ciddiyetlerini hiç kaybetmeden yollarına devam ettiler ve sonunda güneşin çimleri ışıl ışıl parlattığı küçük bir açıklığa geldiler. Pixieler önce yavaşça yere indiler ve aynı soğukkanlılıkla kayığı yere bıraktılar. Hepsi aynı anda eğildi ve öyle kaldı. Gölgeler arasından bir alevlenme göze çarptı. Yavaşça hareket ediyordu. Giderek belirginleşti ve hareketleri hızlandı. Pixieler hiç hareket etmiyordu. Saygının en büyük göstergesiydi bu. Korkuya bile yer vermeyecek kadar büyük bir saygı. Çünkü gelen Ida idi. Ida, pixielerin en yaşlısı ve en bilgesi idi. Yine de yeni doğmuş bir pixie kadar genç görünümlü ve hareketliydi. Ormanın kalbinin bir parçasını taşıdığına inanılırdı. Bin yıla aşkın yaşı da buna en iyi kanıttı aslında. Bedeninin bir parçası olarak yüzyıllarca taşımıştı onu. Küçük kız, Ida'nın önüne getirildiğinde yavaşça gözlerini açtı.Bu sırada Ida ciddi bakışlarla etrafı süzmekteydi ki, kızın uyandığını fark etti. Bir süre gülümsedi ve konuşmaya başladı: "Hoş geldin! Ormanın hanımı, ölenlerin, yaşayanların ve doğacakların koruyucusu, doğanın efendisi, rüzgârların getirdiği, Kutsal Rüzgâr, Anzadria!" Ida, Anzadria'yı aldı ve havaya kaldırdı. Ormanın kalbi saçlarında parlıyordu. Anzadria, çevresine anlamsızca baktı. Yaşamının ilk parçaları bu şekilde başladı onun için. Hayatının ilk yıllarını ormanda Ida'nın korumasında geçirdi. Lisan ve büyü sanatını öğrendi. Bitkilere, denizlere ve toprağa hükmetmeyi... İçindeki güç giderek kendisini geliştiriyordu. Düşünce okumayı, onlara hükmetmeyi ve telepati kurmayı öğrendi. Bununla birlikte Anzadria bir fidan gibi hızla büyüdü. Büyüleyici güzellikte, doğanın mükemmelliğine sahip bir hanımdı artık. Saçları rengini yaşadığı ormanların batan güneşte alev alev yanan kızıl yapraklarından, gözleri ise koyu renk toprağından almıştı. Bakışları büyüleyici, sessizliği boğucuydu.. Yıllar sonra güzün ilk zamanları bir gün, Anzadria, Ida'nın huzuruna çağırıldı. Ida zamanın geldiğinin farkındaydı. Anzadria ondan öğrenmesi gereken her şeyi öğrenmiş, gücünün zirvesine ulaşmıştı. Ida'nın görevi burada sona eriyordu. Kızılımsı kanatlarını sonuna kadar açtı ve ellerini önünde birleştirdi. Yukarı doğru yükselirken bir şeyler mırıldanıp durdu ve güneş, ışınlarını, ormanın yeşiliyle birleştirirken, Ida'nın avuçları arasında bir ışık topu oluştu. Sanki ışık bedeninden kopuyor gibiydi. Ormanın kalbi.. Işık titrek hareketlerle Anzadria'nın gözlerine kadar geldi. Yavaşça aşağıya indi ve göğsüne doğru girip kayboldu. Ormanın kalbinin bir parçası, onun sonsuz yaşamı, kudreti ve büyüsü Anzadria'ya bahşedilmişti. Tören tamamlandığında Ida dâhil tüm pixieler kovuklarına çekildiler. Ida gün geçtikçe yaşlandı ve tüm ışığı soldu. Sonsuz yaşamını devretmişti ve artık zamanının geldiğini biliyordu. Halkını Anzadria'nın ormanda ilk getirildiği yerde tekrar bir araya getirdi. Geldiği topraklara dönme zamanı çoktan gelmişti. Zamanı geldiğinde geri dönmek üzere, ağzından son büyülü sözler döküldü. Kanatlarındaki kırmızı yavaş yavaş dalgalanıyordu. Bu ormanın asil aleviydi. Ida'yı acısız bir şekilde uğurladı alevler. Külleri o toprakları yıllarca besledi. Kutsal Rüzgâr Anzadria insanların devri bittikten sonraya kadar, ormanlarını terk etmedi ve bu uzun yüzyıllar boyu doğanın düzeninin koruyucusu oldu. Yaşadıkları, bu hikâye ile alakasız yüzlerce olayı barındırır ve şuan için anlamsızdır. Anzadria'nın sonsuzluktan gelişi çok az bilge tarafından bilinir ve genel olarak da anlatılmaz. İnsanlar bilmese de Anzadria bir gün onlarla tanışacaktır. O güne kadar da bu saklı bir hikâye olarak kalır.. Dipnot: Hikâyede geçen pixieler(orman perileri) şımarık ve duygusal varlıklardır. Boyları 50-70 cm civarlarında, kelebeğinkilere benzeyen, doğduğu ağacın cinsine göre kırmızı, sarı, kahverengi ve yeşil tonlarını alabilen kanatları vardır. Genellikle altın sarısı veya kızıl rengi kısa saçları olur. 200 yıldan fazla yaşadıkları çok nadir görülür. Bir ağacın doğumundan sonra oluşan ilk kovuğa ormanın özü akar ve bir koza oluşturur. Gelişimini tamamlayan pixie kozadan çıkar ve o kovuğu evi beller. Ölümü sırasında ise yanar ve kül olur. Bu küller toprağa karışır ve zamanı gelene kadar ruhu toprağı besler ve bir gün o topraklarda yeni bir fidan yeşerir ve bu yeni bir orman perisinin doğumunu müjdeler. Bu ormanın döngüsü olarak da bilinir.. Yeni bölümler ilerde eklenecektir..
|
Nicole
Nereden: Turkey Yalova |
#285460
2008-03-10 00:17 GMT
Tek kelime ile harika.Bunu siz mi yazdınız?
|
Kaankha
Nereden: Turkey İzmir |
#285461
2008-03-10 00:21 GMT
Evet. Bana ait..
|
Nicole
Nereden: Turkey Yalova |
#285463
2008-03-10 00:29 GMT
Helal vallaha okurken hikayeyi yaşadım sanki.Üslûpun çok güzel.Sürükleyici bir şekilde yazmışsın.
|
Nicole
Nereden: Turkey Yalova |
#285468
2008-03-10 01:03 GMT
Ya arkadaşlar bakıp geçmeyin bence okuyun.
|
MtHan
Nereden: --- Sanane!? |
#285489
2008-03-10 02:36 GMT
Çok güzel bir çalışma olmuş tebrikler
|
Kaankha
Nereden: Turkey İzmir |
#285538
2008-03-10 20:29 GMT
Teşekkürler arkadaşlar =)
|
Musty
Nereden: Turkey Izmir / Karsiyaka |
#285547
2008-03-10 21:14 GMT
Eline sağlık çok beğendım ^^
When the silence beckons, And the day draws to a close, When the light of your life sighs, And love dies in your eyes, Only then will I realise, What you mean to me |
Genesis
Nereden: Turkey Sakarya |
#285551
2008-03-10 21:31 GMT
Hepsini okuyamadım okuduğum kadarı ile gerçekten güzel olmuş fakat gözüme çarpan bir nokta oldu &裟&裟 Yollar kavislenmiş ve önlerine de bir sürü engeller sermişti&裟&裟
Burda zaten bir sürü ile birden fazla engel olduğunu belli ediyorsun orda bir daha çoğul eki kullanmak cümlenin akıcılığını biraz bozmuş gibime geldi. Yazıların devamını beklerim.
# |
Kaankha
Nereden: Turkey İzmir |
#285817
2008-03-12 21:34 GMT
onu yazarken çok tereddüt ettim gerçekten.. bilgilendirdiğin için teşekkürler çünkü emin olamamıştım..
Ekleme: Bir iki imla hatası ve anlatım bozukluğu farkettim okulda, onları düzelttim arkadaşlar iyi okumalar..
|
BloodThirst
Nereden: Turkey |
#287540
2008-03-24 10:16 GMT
harıka oLmus yorum yoq heycanlandm =)
|
Kaankha
Nereden: Turkey İzmir |
Hey geri döndüm yazıda düzenlemeler yaptım arkadaşlar.. Yeni bölümü yazmadan önce hem bu yazıyı hatırlamanızı hem de okumayanların okuması için up'lıyorum. Bir süre içinde yeni bölümü yazıp ekleyeceğim.. (Öss zamanı nası yazmışım ben bunu kendime hayret ettim
)
|










)


