Kayıt ol!             
Şifremi unuttum ?
   

  
 

Karakter Boyutu:  

Etiketler: iste ataturk

3 Sayfadan 1. Sayfa Görüntüleniyor123 »

Yazar Mesaj

Kanglaoo

O Şimdi Asker

Online durumu

Nereden: Turkey Izmir/Trabzon :)
Meslek: Serbest.!
Yaş: 20
 

#279110   2008-02-07 15:47 GMT      


Babası öldü.
Yetim büyüdü.
Üvey evlat oldu.
Tutuklandı.
Hapse atıldı.
Sürüldü.
İşsiz kaldı.
(Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne: Harcamalarım
fazla değil, zira gelirim hep az.)
Hastalandı...
Böbreklerinden.
Vuruldu...
Göğsünden.
Mesleğinden atıldı.
İdama çarptırıldı.
Kardeşleri öldü.
Çocuğu olmadı.
Boşandı.
Karaciğeri iflas etti.
Evet...
Mustafa Kemal Atatürk bu.
Evladı olmayan bir yetimin, duygularını anlatın... Anlatın ki, o yetimin, evlatlarımıza bıraktığı hediyenin kıymetini anlasın evlatlarımız.
Cumhuriyet, çocuklara anlatıldığı gibi, folklorik bir müsamere coşkusundan ibaret değil çünkü... Anlatın ki, kökeninde barınan derin hüznü kavrasınlar.
İşte liste yukarıda.
Kısacık ömründe bir insanın başına ne felaket gelebilirse, gelmiş... Bunu anlatın.
Direnen...
Teslim olmayan ruhu anlatın.
Korkmasınlar engellerden.
Korkmasınlar yalnız kalmaktan.
Korkmasınlar işsizlikten.
Korkmasınlar parasızlıktan.
Korkmasınlar alçaklardan.
Korkmasınlar doğrulardan.
Yürek dediğin...
Sadece organ değil arkadaş.
Bunu anlayın!!!

AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasını protesto ediyoruz! Ulusal bilincimizi yavaş yavaş yok etmelerine izin vermek istemiyorsanız; iletebileceğiniz kadar iletiniz!


İzmir kurtulmuş, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler... Trene binerler ve kompartımana çekilirler. Ertesi gün, yaveri, Atatürk'ün kompartımanının kapısını çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatını yıkamaktadır. Yaveri: 'Paşam bu ne hal, hiç uyumadınız herhalde; niye böylesiniz', der. 'Çocuk, kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşsunuz, kolumu yastık yaptım ağrıdı, setremi yastık yaptım üşüdüm, uyumadım kalktım', der. Yaveri: 'Aman Paşam! Birimize haber vereydiniz; hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik', der. Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan tarihi bir cevap verir:'Geç fark ettim, hepiniz en az benim kadar yorgundunuz, hiç birinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam değil; milletimin rahat uyuması'.
ATAMIZ SAYESİNDE NE KADAR RAHAT UYUYORUZ Kİ; HALA UYANAMADIK ?


İzmir/Foça Jandarma Komando 88/3
Kaderde varsa büzülmek, neye yarar üzülmek?
Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır
Olma kimsenin lütfuna talip, bedeli cevher-i hürriyettir.!

Michaell



Online durumu

Nereden:
Meslek:
Yaş:
 

#279114   2008-02-07 15:53 GMT      


Teşekkürler Kanglaoo.

Resmi kurumlardan Atatürk çerçeveleri kalkacakmış.Hadi ordan o kadarda değil ! Ab nedir arkadaşlar nedir yani ? Bunun için daha kaç tane değerimizden vazgeçeceğiz ?


KeLL

U-Ser

Online durumu

Nereden: Turkey Kadiköy
Meslek: Ustasıyız vatanı sevmenin...
Yaş: 18
 

#279115   2008-02-07 15:55 GMT      


İzmir kurtulmuş, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler... Trene binerler ve kompartımana çekilirler. Ertesi gün, yaveri, Atatürk'ün kompartımanının kapısını çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatını yıkamaktadır. Yaveri: 'Paşam bu ne hal, hiç uyumadınız herhalde; niye böylesiniz', der. 'Çocuk, kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşsunuz, kolumu yastık yaptım ağrıdı, setremi yastık yaptım üşüdüm, uyumadım kalktım', der. Yaveri: 'Aman Paşam! Birimize haber vereydiniz; hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik', der. Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan tarihi bir cevap verir:'Geç fark ettim, hepiniz en az benim kadar yorgundunuz, hiç birinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam değil; milletimin rahat uyuması'.




unutulmuycak gerçek bir lider.Onun çocukları olmak onun ülkesinde yaşamak gurur verici değil mi =) birde kara lekeler olmasa..


KeLL
Msn || E-Mail


ne kavgam biter, ne sevdam...

VladimiR

Banned

Online durumu

Nereden: Turkey İzmİR
Meslek: Öğrenci
Yaş:
 

#279116   2008-02-07 15:56 GMT      


Sağcı solcu AB'ye karşı neden girmeye zorluyorlar bizi.Ben kokoreç yasaklanacak diye karşı çıkıyorum




KeLL kara lekeler nedir?Cesaretli olup açık konuşurmusun?


Kanglaoo

O Şimdi Asker

Online durumu

Nereden: Turkey Izmir/Trabzon :)
Meslek: Serbest.!
Yaş: 20
 

#279117   2008-02-07 15:58 GMT      


Bu arada bi uyarı belirteyim.
Bu topiç'de tartışma çıkartıcak, polemik yaratacak, laf sokacak, laf aticak postlar kesinlikle yasaktır.
Uyarı dahilinde post'u silinir.


İzmir/Foça Jandarma Komando 88/3
Kaderde varsa büzülmek, neye yarar üzülmek?
Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır
Olma kimsenin lütfuna talip, bedeli cevher-i hürriyettir.!

KeLL

U-Ser

Online durumu

Nereden: Turkey Kadiköy
Meslek: Ustasıyız vatanı sevmenin...
Yaş: 18
 

#279119   2008-02-07 16:01 GMT      


Tartışma çıkarıcak bi soru sormamış mı ?

öm ile sana cevap vericem Vladimir


KeLL
Msn || E-Mail


ne kavgam biter, ne sevdam...

locked

U-Ser

Online durumu

Nereden: Turkey maltepe !
Meslek: Student
Yaş: 18
 

#279120   2008-02-07 16:03 GMT      


çok güzel ya..
teşekkürler Kanglaoo


Xlore

U-Ser

Online durumu

Nereden: Turkey Bursa/Mudanya
Meslek: Internet Hizmetleri
Yaş: 20
 

#279121   2008-02-07 16:03 GMT      


Lokman, böyle bir başlık açmışken, altına Atatürk'ün sözlerini eklememek olmaz.



"Efendiler biz hayat ve istiklal isteyen bir milletiz. Ve yalnız ve ancak bunun için hayatimizi yok etmeyi göze alırız. "

"Efendiler siz hayatınızda mebus olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat hiç bir zaman sanatkar olamazsınız."

"Efendiler ve ey millet iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler, meczuplar memleketi olamaz. "

"Efendiler, camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapmak lazım geldiğini düşünmek yani meşveret için yapılmıştır. Millet islerinde her ferdin zihni başlıbaşına faaliyette bulunmak elzemdir."

"Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir."

"Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir."

"Eşini mutlu edecek herkes evlenmelidir. Çoluk çocuk sahibi olmalıdır "

"Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın. "

"Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen Türk istiklal ve cumhuriyetini ilelebet korumak ve müdafaa etmektir.Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur "

"Ey yükselen yeni kuşak, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak olan sizsiniz."

"Fıkıhtaki zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesi inkar olunamaz kaidesi adalet siyasetimizin temel taşıdır."

"Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti bir kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz. "

"Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir. "

"Halkın sesi hakkın sesidir"

"Hayatı millet tehlikeye maruz kalmayınca, harp bir cinayettir."

"Hayatta tam mutluluk ve esenlik ancak gelecek kuşakların şerefi, varlığı, esenliği için çalışmakta bulunabilir. "

"Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. "

"Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz. Vicdan hürriyeti, mutlak ve taarruz edilemez, ferdin tabii haklarının en mühimlerinden tanınmalıdır."

"Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür. "

"Hiçbir iyi inkılap, hakikati görenler dışında ekseriyetin reyine müracaatla yapılamaz".

"Hiçbir zafer gaye değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük bir gayeyi ede etmek için belli başlı vasıtadır. Gaye fikirdir. Bir fikre dayanmayan zafer yaşayamaz. Her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir alem doğmalıdır. Yoksa başlıbaşına zafer boşa gitmiş bir gayrettir. "

"Hissiyatı ve vicdani telakkiyati, ilim ve fenle besleyip eğiterek toplumun gerçek huzur ve saadetine çalışmak ulvi bir görüştür. "

"Hükümetlerin icraatı menfi olup da millet itiraz etmez ve iktidarı düşürmezse bütün kusur ve kabahatlere katılmış demektir. "

"İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin? "

"İntisap etmekle bahtiyar olduğumuz İslam dinini, asırlardan beri alışılmış olduğu üzere bir siyaset vasıtası mevkiinden kurtarmak ve yükseltmek elzem olduğu hakikatini müşahede ediyoruz. Mukaddes ve lahuti olan inançlarımızı ve vicdanlarımızı çapraşık ve değişken olan ve her türlü menfaat ve ihtirasların tecellisine sahne olan siyasetten ve siyasetle ilgili bütün hususlardan bir an evvel ve kesin olarak kurtarmak, milletin, dünya ve ahiret saadetinin emrettiği bir zarurettir."

"Kadının en büyük vazifesi analıktır"

"Kadınlarımız erkeklerden daha çok aydın, daha çok verimli, daha çok bilgili olmak zorunluluğundadır. Gerçekten ulusun anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar. "

"Kılıç ve saban; bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup oldu."

"Kimse inkar edemez ki, bu harpte ve ondan evvelki harplerde milletin hayat kabiliyetini tutan hep kadınlarımızdır."

"Korku üzerine egemenlik kurulamaz."

"Masum halka beş vakit namazdan başka, geceleri de fazla namaz kılmayı vaiz ve nasihat etmek belki de ömründe hiç namaz kılmamış olan bir politikacı tarafından olursa bu hareketin hedefi anlaşılmaz olur mu?"

"Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar. "

"Medeniyet öyle kuvvetli bir ışıktır ki, ona bigane olanları yakar, mahveder."

"Medeniyetin coşkun seli karşısında mukavemet boşunadır. O, gafil ve itaatsizler hakkında çok amansız davranır. "

"Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir."

"Mesuliyet yükü her şeyden, ölümden de ağırdır. "

"Millete efendilik yoktur. Ona hizmet etmek vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur. "

"Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet, henüz millet namını almak istidadını keşfetmemiştir."

"Milleti ve içtimai zemini hazırlamadan inkılaplar yapılamaz."

"Milletimi şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve hareketlerimle aldatmamış olmakla gurur duyuyorum."

"Milletimiz daha da dindar olmalıdır diyorum.Ama bütün sadelik ve güzelliği ile.Dinime,bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum.Şuura aykırı ilerlemeye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor."

"Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir."

"Milletimizin bugünkü yönetimi gerçek özelliği ile bir halk yönetimidir."

"Milletin kaynağı toplum hayatinin esasi olan kadın ancak faziletli olursa görevini yerine getirebilir."

"Milletin saltanat ve hakimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisidir. "

"Milletin sevgisi kadar büyük mükafat yoktur. "

"Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar. "

"Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. "

"Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur."

"Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmenleri ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır. "

"Müspet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir."

Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK


-Devam Edecek -



Tek yol Kemalist Devrim...

Zifiri karanlık yakında aydınlanacak.

Lucifer[Alper]

U-Ser

Online durumu

Nereden: United States Santa-fe
Meslek: Scripts-Web-Connector
Yaş: 22
 

#279125   2008-02-07 16:09 GMT      


Teşekkürler Kanglaoo

Ne Mutlu Türküm Diyene !!!

Gerisi Yalan.


Her türlü istatistikli web tasarım yapılır , connector yazılır , program yazılır.

Xlore

U-Ser

Online durumu

Nereden: Turkey Bursa/Mudanya
Meslek: Internet Hizmetleri
Yaş: 20
 

#279127   2008-02-07 16:10 GMT      


Kemalist olmak zor zanaattir;Öyle ha deyince olunmaz...Onurlu olacaksın bir kere,yürekli olacaksın,her kahpece girişimin önünde dimdik ayakta duracaksın,Şerefin en büyük silahın olacak,yeri gelecek nice şerefsizi bu silahla parçalayacaksın,Tükenmeyeceksin,yılmayacaksın...Zora geldinmi kaçmayacaksın...Yakılacaksın,asılacaksın,kahpece vurulacaksın ama asla ve asla durmayacaksın...

Zor zanaattir Kemalist olmak dostlar; uğrunda ölmeyi bileceksin,varlığının sebebini teşkil Atana yaşamının her evresinde borcunu ödemek için çalışacaksın,Vurguna,talana karşı duracaksın,yalandan,riyadan uzak duracaksın,Köylüyü efendin sayacaksın,ezilenin yanında olacaksın bunları yaparken çıkarsız karşılıksız olacaksın, ne veriyorsan yüreğinden vereceksin....

Zor zanaattir Kemalist olmak; bileceksin ki tek dostun bu yola baş koyanlardır,senin gibi Atanı anlayanlardır.Gün Gelecek gericisi çıkacak karşına,yobazı çıkacak buda yetmeyecek liboşu,ikinci cumhuriyetcisi çıkacak,AB uşakları Amerikan uşakları sıra sıra dizilecek, bir şerefsizler sürüsünün tören geçişini göreceksin belki de...Durup düşünmeyeceksin ezip geçeceksin hayinleri!Kanla alınanı, can vermeden vermeyeceksin!Bir nevi yürek askerliği yapacaksın!

Zor zanaattir Kemalist olmak;Halkçı olacaksın bir kere ödünsüz Halkçı...Yeri gelecek bir dilim ekmeğini dahi paylaşacaksın yoksulla,kapını açacaksın izbe bir sokak köşesinde terk edilmiş adama,Halkına rağmen onu karşına alarak halkçı olmayacaksın gerektiği gibi halkçı olacaksın...

Milliyetçi olacaksın sonra sapına kadar millliyetçi, vatanına halel getirmeyeceksin,bu topraklara emperyalist çizmesi sokmayacaksın!
Milliyetçi dediysek öyle böyle yalandan milliyetçi değil ha halis mulis Atatürk milliyetçisi olacaksın! Ne mutlu Türküm diyene gönül kapılarını sonuna kadar açacaksın.Ne mutlu Türk olana diyeni karşına alacaksın,kafatası ölçenlerin kafasına vuracaksın...


Laik olacaksın birde en sıkısından; bilimsel bakmayı bileceksin,hurafeyi gördüğün yerde ezeceksin,İnsanların inançları ile oynamayacaksın oynayanı gördüğünde derhal müdahale edeceksin.Dini siyasete alet ettirmeyeceksin,edenlerin karşısında dimdik ayakta duracaksın...İnançsızada sahip çıkacaksın,inançlıya da...ödünsüz hoşgörün olacak her kesime... Baktın ki suistimal ediliyorsun,buna katiyen izin vermeyeceksin boğacaksın aydınlığınla bu karanlık kafaları...

Ha bir de Devletçi olacaksın;Ülkeni pazarlayanların karşısında sus pus oturmayacaksın,Sermayeni peşkeş çektirmeyeceksin,Ülkeni sömürtmeyeceksin,bunun için gerekirse ölümü göze alacaksın ama Atanın emanetine sahip çıkacaksın...

Devrimci olacaksın Devrimci; unutma ki sen dünyanın en büyük devrimcisinin evladısın,Hep ileriye bakacaksın,ülkeni,halkını,milletini hep ileriye taşıyacaksın,Devrimci onura halel getirmeyeceksin...1919 ruhunu iliklerine kadar hissedeceksin...Dünya emperyalizmine en büyük başkaldırışın simgesini yere düşürmeyeceksin,hep en yukarıda taşıyacaksın o bayrağı,Ya istiklal Ya Ölüm şiarını benimseyeceksin.Ve gerekirse bu uğurda hiç çekinmeden canını vereceksin...

Cumhuriyetçi olmayıda unutmayacaksın,Atanın senin için kurduğu bu cumhuriyete ihanet etmeyeceksin,edenlerin her ne surette olursa olsun karşısında durmasını bileceksin,Kubilayları,Sivasları,Mumcuları,Kışlalı ları ve daha nicesini unutmayacaksın,bir yenisinin yaşanmaması için mücadele edeceksin,Kaybedilenlerin arkasından sadece karanfil atmayacaksın beyim gerekirse Hasan Tahsin gibi kurşun atacaksın kurşun!

Kemalist olmak zor zanaat demiştim değilmi sana, zor geldiyse bu saydıklarımı yapmak.senin burada işin ne? bir an önce pılını pırtını toplayıp git!!!

Sürçü Lisan Ettiysek Affola Saygılar...


Alıntıdır...



Tek yol Kemalist Devrim...

Zifiri karanlık yakında aydınlanacak.

VladimiR

Banned

Online durumu

Nereden: Turkey İzmİR
Meslek: Öğrenci
Yaş:
 

#279131   2008-02-07 16:15 GMT      


Lucifer[Alper] :
Teşekkürler Kanglaoo

Ne Mutlu Türküm Diyene !!!

Gerisi Yalan.



Evet gerisi yalan.


Xlore

U-Ser

Online durumu

Nereden: Turkey Bursa/Mudanya
Meslek: Internet Hizmetleri
Yaş: 20
 

#279132   2008-02-07 16:18 GMT      


Vladimir, proveke etme amaçlı yazı yazmayı bırakır mısın ? Biliyoruz düşüncelerini, sessizce izle, kavga çıkmasın.

Tartışmak istiyorsan, profilimde msn adresim var.

BURSA NUTKU

“Türk genci, inkılapların ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten fazla inanmıştır. Rejimi ve inkılapları benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük kıpırtı ve hareket duydu mu; ‘Bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, adliyesi vardır..’ demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla..

Nesi varsa onunla eserini koruyacaktır.
Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, ‘Polis, henüz inkılap Cumhuriyetin polisi değildir’ diye düşünecek, fakat asa yılmayacaktır. Mahkeme, onu, mahkum edecektir. Yine düşünecek: ‘Demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre düzenlemek gerekli.’

Onu, hapse atacaklar! Kanun yolunda itirazlarını yapmakla beraber, bana, İsmet Paşa’ya, Meclis’e telgrafları yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını istemeyecek..
Diyecek ki: ‘Ben, kendi kanaatimin gereğini yaptım. Müdahale hareketinde haklıyım. Ğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim görevimdir!’
İşte, benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği..”

M.Kemal Atatürk
Şubat 1933



Tek yol Kemalist Devrim...

Zifiri karanlık yakında aydınlanacak.

[Ragnar]

U-Ser

Online durumu

Nereden: Turkey Antalya
Meslek: Scripter
Yaş:
 

#279135   2008-02-07 16:29 GMT      


Ne Mutlu Türküm Diyene!


RagØ


VladimiR

Banned

Online durumu

Nereden: Turkey İzmİR
Meslek: Öğrenci
Yaş:
 

#279142   2008-02-07 16:38 GMT      


Ben tartışma yaratmıyorum.Kelltoşla ö.m yoluyla kapışıyorum.İstiyen buyursun


Narsia

Low Moderator

Online durumu

Nereden: Turkey İstanbul
Meslek: Muhasebeci
Yaş: 19
 

#279143   2008-02-07 16:41 GMT      


İyice abartılmaya başlatıldı.AB dediğin nedirki?Bu g*tu boklu Avrupalılar İstanbul'un Fethi'nden sonra akıllı olmaya başlamadılar mı?Bizim sayemizde gelişen bikaç gerizekalının birliğine girmeye çalışılıyor.


Atatürk, dün ve bugün dünyanın kabul ettiği, toplum üzerindeki rezonansı en yüksek liderdir. Onu düşük göstermeye çalışmak, güneşi balçıkla bulamaya çalışmakla eş değerdir.

Metis Ultima Online

VladimiR

Banned

Online durumu

Nereden: Turkey İzmİR
Meslek: Öğrenci
Yaş:
 

#279145   2008-02-07 16:44 GMT      


Zaten onlarda bizi istemiyor.Biz onları hiç istemiyoruz.Onlar asıl amacı Türkiye'yi oyalamak ve bu süreç üzerinden menfaat sağlamaktır.Ab ile yaptığımız anlaşmalar gereği onların yurt dışına çıkarttığı mallardan vergi almıyoruz.Şu zamana kadar Türkiye'nin 200.000.000.000$ zararı (ikiyüz milyar dolar)vardır.


Slothere

Editör

Online durumu

Nereden: Turkey Izmir
Meslek: Student
Yaş:
 

#279149   2008-02-07 16:53 GMT      


Biz Atatürk'ün bize miras bıraktığı bu değeri en iyi şekilde kullanmalı, bu değeri yüceltmeliyiz.


"Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir."
M. Kemal Atatürk

[Narcotich]

Banned

Online durumu

Nereden: Turkey Nereye
Meslek: sizim
Yaş:
 

#279152   2008-02-07 16:58 GMT      


Kanglaoo :
Babası öldü.
Yetim büyüdü.
Üvey evlat oldu.
Tutuklandı.
Hapse atıldı.
Sürüldü.
İşsiz kaldı.
(Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne: Harcamalarım
fazla değil, zira gelirim hep az.)
Hastalandı...
Böbreklerinden.
Vuruldu...
Göğsünden.
Mesleğinden atıldı.
İdama çarptırıldı.
Kardeşleri öldü.
Çocuğu olmadı.
Boşandı.
Karaciğeri iflas etti.
Evet...
Mustafa Kemal Atatürk bu.
Evladı olmayan bir yetimin, duygularını anlatın... Anlatın ki, o yetimin, evlatlarımıza bıraktığı hediyenin kıymetini anlasın evlatlarımız.
Cumhuriyet, çocuklara anlatıldığı gibi, folklorik bir müsamere coşkusundan ibaret değil çünkü... Anlatın ki, kökeninde barınan derin hüznü kavrasınlar.
İşte liste yukarıda.
Kısacık ömründe bir insanın başına ne felaket gelebilirse, gelmiş... Bunu anlatın.
Direnen...
Teslim olmayan ruhu anlatın.
Korkmasınlar engellerden.
Korkmasınlar yalnız kalmaktan.
Korkmasınlar işsizlikten.
Korkmasınlar parasızlıktan.
Korkmasınlar alçaklardan.
Korkmasınlar doğrulardan.
Yürek dediğin...
Sadece organ değil arkadaş.
Bunu anlayın!!!

AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasını protesto ediyoruz! Ulusal bilincimizi yavaş yavaş yok etmelerine izin vermek istemiyorsanız; iletebileceğiniz kadar iletiniz!


İzmir kurtulmuş, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler... Trene binerler ve kompartımana çekilirler. Ertesi gün, yaveri, Atatürk'ün kompartımanının kapısını çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatını yıkamaktadır. Yaveri: 'Paşam bu ne hal, hiç uyumadınız herhalde; niye böylesiniz', der. 'Çocuk, kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşsunuz, kolumu yastık yaptım ağrıdı, setremi yastık yaptım üşüdüm, uyumadım kalktım', der. Yaveri: 'Aman Paşam! Birimize haber vereydiniz; hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik', der. Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan tarihi bir cevap verir:'Geç fark ettim, hepiniz en az benim kadar yorgundunuz, hiç birinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam değil; milletimin rahat uyuması'.
ATAMIZ SAYESİNDE NE KADAR RAHAT UYUYORUZ Kİ; HALA UYANAMADIK ?









Herşeyi bilmene gerek yok, haddini bil yeter ! / Rago'nun meşhur lafı :)

dtuncer

U-Ser

Online durumu

Nereden: Turkey No Fream Tech.
Meslek: Network System Operator
Yaş:
 

#279155   2008-02-07 17:07 GMT      


I. GİRİŞ

Dünyada yirminci yüzyıla damgasını vuran bir kaç “Dönüştürücü” (Transformational) liderden birisi, hatta en önemlisi olan Mustafa Kemal Atatürk’ün yetişme sürecinin incelenmesi, O’nun dar anlamda “kişilik özellikleri” , geniş anlamda “liderlik özellikleri”nin ortaya konulabilmesi bakımından önemlidir.

Bir liderin kişiliğinin oluşmasında, yetişmesinde şüphesiz, içinde yaşadığı “çevre” etkin rol oynamaktadır. Liderin çevresi ise; ailesi, okuduğu okullar, meslek ortamı, yaptığı görevler ve insanlık idealleri ve birikimlerinden oluşur. “Okul” veya “eğitim-öğrenim” ortamı da, bu çevrenin ve yetişme sürecinin önemli bir bölümünü, kesitini meydana getirir.

Bir Dönüştürücü Lider olarak Atatürk’ün yetişmesinde de, aldığı eğitimin önemli bir etkisi ve katkısı vardır. Bu süreçte aile çevresi, ilk öğrenimi, Mülki ve Askeri Rüştiye, Manastır Askeri İdadisi, Harp Okulu ve Harp Akademisi’ndeki eğitim ve öğrenimleri bilgi birikiminin oluşmasında ve kişiliğinin şekillenmesinde şüphesiz, tartışılmaz etkiler yapmıştır. Esasen Mustafa Kemal’in bir lider olarak düşünce yapısının oluşması ve ileriye dönük fikirlerinin şekillenmesi, ilerde gerçekleştireceği önemli işlerle ilgili bilinçli bir fikri altyapının oluşması da bu yıllardan başlayarak gerçekleşmiştir.

Bu bakımdan, aile çevresi ve çocukluğu da dikkate alındığında 1881’den Harp Akademisi'ni bitirdiği 1905 yılına kadar olan dönem önem taşımaktadır. Yaklaşık yirmi beş yıllık bu zaman diliminde dış çevre olarak, çocukluğunun geçtiği değişik mekanlar, okullar, Manastır ve Selanik şehirleri söz konusudur. İç çevre açısından ise, genç Mustafa Kemal’i etkileyen arkadaşları, dersler, öğretmen ve yöneticiler, olaylar, düşünürler, şairler, yazarlar, okuduğu kitaplar birikim ve kişiliğin kaynaklarıdır. Bütün bunların yanında, genç Mustafa Kemal’in bilinçli öğrenme isteği ve çabaları ile üstün kavrayış, algı ve sezgi gücü, kitap okuma alışkanlığı ve kitap sevgisi liderlik oluşumunu etkileyen temel kişilik özellikleridir.

Mustafa Kemal’in bu yirmi beş yıllık süreçteki askeri eğitim ve öğrenim yaşantısının; O’nun başarılı bir asker, komutan, devlet adamı, inkılapçı ve düşünce adamı kısaca, dünya çapında “vizyon” sahibi başarılı bir Dönüştürücü Lider olmasına doğrudan etki yaptığı görülmektedir. Atatürk’ün söyledikleri ve gerçekleştirdiklerinin daha iyi anlaşılıp, anlatılmasında bu sürecin çok iyi bilinmesinin önemli olduğu ortadadır.

II. AİLE ÇEVRESİ

Mustafa Kemal Atatürk, 1881 (Rumi 1296) yılında Selanik’te Koca Kasım Mahallesi Islahhane Caddesi’nde bugün müze olan üç katlı bir evde dünyaya geldi. Babası o sırada kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, Annesi Zübeyde Hanım’dır. Baba tarafından dedesi, ilkokul öğretmeni olan Kızıl Hafız Ahmet Efendi; anne tarafından dedesi ise, Sofu-zade (Sofi-zade) Feyzullah Efendi’dir.

Mustafa Kemal’in hem baba, hem de anne tarafından soyu “Evlad-ı Fatihan” , yani Rumeli’nin fethinden sonra buraların Türkleştirilmesi için Anadolu’dan göçürülerek, iskan edilen “Yörük” veya “Türkmenler” dendir. Baba soyu, Karaman’dan gelerek Manastır Vilayeti’nin Debre-i Bala Sancağı’na bağlı Kocacık Köyüne yerleştiler. Aile sonradan 1830'larda Selanik’e göç etmiştir. Ali Rıza Efendi 1839’da Selanik'te dünyaya gelmiştir. Dedesi Ahmet ve dedesinin kardeşi Hafız Mehmet’in taşıdığı “kızıl” lakabı ve yerleştikleri nahiyenin adı olan “Kocacık” ’ın da gösterdiği üzere; Mustafa Kemal’in baba tarafından soyu Anadolu’nun da Türkleşmesinde önemli roller oynayan “Kızıl-Oğuz Türkmenleri” nden gelmektedir.

Anne soyu da Fatih Sultan Mehmet döneminde Konya, Karaman civarından Rumeli’ye göçürülüp, iskan edilmiş olan Yörüklerdendir. Bu sebeple aileye “Konyarlar” da denilmektedir. Tamamen Türk olan Vodina Sancağı’na bağlı Sarıgöl Nahiyesi’ne yerleşen aile; sonradan Selanik yakınlarındaki Lankaza’ya geçmiştir.

1839 doğumlu Ali Rıza Efendi, 1857 doğumlu Zübeyde Hanımla 1870 veya 1871’de evlendi. Altı çocukları oldu: Fatma (1871/1872–1875), Ahmet (1874–1883), Ömer (1875–1883), Mustafa (Kemal Atatürk) (1881–193, Makbule (Boysan Atadan) (1885–1956) ve Naciye (1889–1901). Kardeşlerinden Fatma dört, Ahmet dokuz, Ömer sekiz yaşlarında, o senelerde Rumeli’yi kasıp kavuran salgın kuşpalazı (difteri) hastalığından çocuk yaşlarında ölmüşlerdir. En küçükleri Naciye on iki yaşında gözlerini kapadı. Atatürk, Selanik Askeri Rüştiyesi’nden itibaren Hayatı boyunca dostlukları ve arkadaşlıkları devam etmiş olan Fuat Bulca’ya bir gün şöyle demişti: “Kardeşlerim arasında en sevdiğim Naciye’ydi. Çocuk yaşının üstünde hisli, duygulu ve öğrenmeye meraklıydı. Ben Harbiye’ye giderken kitaplarımı istemişti. Annemden onu okutmasını istemiştim. Ne ablam Fatma’yı, ne ağabeylerim Ahmet ve Ömer’i hatırlayamıyorum. Son ikisi aynı yıl, 1883’te ben iki yaşında iken ölmüşler. Naciye, annem gibi sarışın, mavi gözlü, duru beyaz tenli idi. Tipik bir Yörük kızıydı. Makbule’ye hiç benzemezdi.”

Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi, yakalandığı “barsak veremi” hastalığından kurtulamayarak vefat edince, Mustafa için çiftlik günleri başlayacaktır. Genç yaşta üç çocuğu ile dul kalan Zübeyde Hanım, oğlu Mustafa’yı Askeri Rüştiye’ye verdikten sonra, özellikle ekonomik yönden zor günler yaşamaya başlar. Çocuklarla birlikte kendisine bağlanan iki mecidiyelik maaş ailenin geçimini sağlamaktan çok uzaktır. O sıralarda, Yunanistan’a terk edilen Teselya’nın merkezi Larisa (Yenişehir)’dan göç edenlerden Reji idaresi memurlarından Ragıp Efendi, kendisine talip olur. Ragıp Efendi de hanımını kaybetmiş dört çocuklu bir duldur. Zübeyde Hanım, Kılıçoğlu Hakkı Bey’in kayınpederi Şeyh Rıfat Efendi tarafından Ragıp Efendi ile evlendirilir. Varlıklı bir kimse olmasına rağmen, Ragıp Efendi Zübeyde Hanım’ın evine gelerek yerleşir. Şüphesiz, evin en büyük erkek evladı olarak Mustafa bu evliliği onaylamaz ve evi terk ederek, Horhor Mahallesi’nde oturan öz halası Emine Hanım’ın evine yerleşir. Manastır İdadisi’ne gidinceye kadar da eve nadiren uğrar. Ragıp Bey esasında çok kibar ve iyi kalpli bir insandır. Mustafa Kemal, yıllar sonra Afetinan’a üvey babası ile ilgili olarak şunları söyleyecektir: “...Fakat sonradan o asil beyle dost oldum. Bana iyi bir eğitici oldu. Anamın da genç yaşında böyle bir aile bağı yapmış olmasını takdir ettim. Ancak çocukluk duygum benim babamı kaybetmiş olmama karşı bir isyandan ibaretti” . Mustafa Kemal, Ali Fuat Cebesoy’a da Ragıp Efendi ile ilgili olarak, “Bana karşı çok saygılı davranmış, büyük adam muamelesi etmiştir. Nazik ve kibar insandı” demiştir. Ragıp Bey’in bir oğlu Süreyya Bey (Toyran), diğeri şimendifer memuru Hakkı Bey’dir. Kızlarının birisinin adı Rukiye’dir. Fuat Bulca akrabalarıdır. Çocukluğu Mustafa Kemal’le birlikte geçen ve “Ağabey” diye hitap ettiği M. Kemal’e sonradan delice aşık olan ve bu yüzden de intihar eden Fikriye Hanım da, Ragıp Bey’in kardeşi Miralay Hüsamettin Bey’in üç çocuğundan birisi idi. Yani Fikriye Ragıp Bey’in yeğeni idi. Ragıp Efendi, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Selanik’te vefat etmiştir.

III. MANASTIR İDADİSİ’NE KADAR ÖĞRENİMİ

1887’de Mustafa Kemal, altı yaşını tamamlar ve yedisine girer. İlk okula gidecektir. Babasının istememesine rağmen, Zübeyde Hanım’ın ısrarları üzerine önce Koca Kasım Mahallesi’ndeki Mahalle Mektebi’ne törenle giren Mustafa, kısa bir süre sonra; Selanik’in şöhretli öğretmenlerinden ve eğitimcilerinden Şemsi Efendi’nin yeni metodlarla elifba öğretimi yaptığı özel okula yazdırılmış ve esas öğrenimine burada başlamıştır. Mustafa okuyup yazmayı burada öğrenmiş, babasının ölümüne kadar, sonradan birleştiği “Feyziye” okulu ile sekiz sınıflı bir hale gelen ve Rüştiye kısmını da ihtiva eden bu okulun sınıflarını düzenli olarak takip etmiştir.

Babası Ali Rıza Efendi’nin ölümü (28 Kasım 1893) üzerine, Zübeyde Hanım’ın çocuklarını alarak kardeşinin Langaza’daki çiftliğine gidişi, Mustafa’nın öğrenim hayatına bir ara vermiştir. Onu burada civardaki Rum Kilise okuluna yollamayı düşünmüşler, istememiş; çiftliğin Arnavut yazıcısı Kamil Efendi’nin ve komşuları Hatice Hanım’ın derslerinden memnun kalmamıştır. Öğrenmek ve yetişmek imkânlarından mahrumiyetin verdiği huzursuzlukla adeta bunaldığı görülen bu kabiliyetli ve yaratıcı çocuğu, annesi nihayet okula devam etmek üzere Selanik’teki teyzesinin yanına yollamak zorunluluğu duymuştur.

Böylece, altı ay kadar süren çiftlik hayatından sonra Selanik’e gelen Mustafa, Mülkiye Rüştiyesi (Ortaokulu)’ne başladı. Burada Müdür Muavinliği de yapan ve “Kaymak Hafız” diye anılan Matematik öğretmeni Hüseyin Efendi’nin, bir sınıf disiplinsizliğine sebep olduğu ve haksızlığa baş eğmediği için Mustafa’yı dövmesi, bunu gururuna yediremeyen Mustafa’nın büyük annesi Ayşe Hanım tarafından okuldan çıkarılmasına sebep olmuştur.

Çocukluğundan itibaren askerliğe büyük bir ilgi duyan Mustafa, asker olmak istiyordu. Hatıralarında kendisinin anlattıklarına göre, üniformalı olarak Askeri Rüştiye (Ortaokula)’ye giden komşularından Kadri Bey’in oğlu Ahmet ve sokaklarda gördüğü üniformalı subaylar onun askerlikle ilgili heveslerini kamçılıyordu. Nihayet asker olmasını istemeyen annesine haber vermeden Selanik Askeri Rüştiyesi’nin sınavlarına girerek başarılı oldu. Daha önceden dört yıl olarak eğitim yapan Askeri Rüştiyelerin, o yıl birinci sınıflarının lağvedilerek üç yıla indirilmesi üzerine, Mustafa Nisan 1894’te Selanik Askeri Rüştiyesi’nin ikinci sınıfından öğrenimine başladı.

Bu dönemde sivil ortaokullar çekiciliği az olan okullardı. Askeri Rüştiyeler ise, Türkçe’ye daha çok önem vermekte, yabancı dile iki yıl erken başlamaktaydılar. Fransızca ders olarak okutulmaktadır. Bu okullarda spor salonları da bulunmaktadır. Sivil Rüştiyelerde ise, Kuran’ın usulüne göre okunmasına ve Arapça derslerine daha fazla yer verilmektedir. Yine Askeri Rüştiyelerde öğrenciler, yetenekleri ve durumlarına göre yükselebiliyorlardı. Tüm bunların yanı sıra bu okulları bitirenler, orduya girdiklerinde gezme ve geniş Osmanlı İmparatorluğu’nun uzak köşelerindeki insanların yaşayışlarını görüp, öğrenmek fırsatını bulabiliyorlardı. Bu sivil okulların kolay kolay elde edemedikleri bir başka imkandı.

Mustafa’nın bu okulu, Selanik Askeri Rüştiyesi, Mithat Paşa Caddesi’nde, yeni ve oldukça güzel bir binaya sahip bulunan, düzenli ve disiplinli bir okuldu. Dersleri ihtisas esasına göre okutan ve çoğunluğunu subaylar teşkil eden bir öğretim ve yönetim kadrosuna sahipti. İlk gençlik çağındaki iki yüz civarında üniformalı subay adayı, tam bir disiplin içinde orta öğrenimle birlikte ilk askerlik eğitimlerini de burada görmekte idiler. Mustafa, çok kısa sürede öğretmenlerin ve komutanlarının dikkatlerini çeken seçkin bir öğrenci olarak kendisini çevresine tanıttı. Kendi hatıralarında anlattığına göre Mustafa, Rüştiye’de Matematik dersine merak sardırdı. Bu derste sınıfın “müzakerecileri” arasına girdi. Çok sevdiği bu dersin öğretmeni Yüzbaşı Üsküplü Mustafa Sabri Bey (Harp Okulu 1297/1882 yılı mezunlarından), onun yetenek, yaratıcılık ve olgunluğunu teşhis ederek, ona “Kemal” adını verdi. Böylece, yarının Atatürk’ü, Mustafa Kemal olarak tarihe mal oluyordu. Mustafa Kemal, 1895 yılı sonu veya 1896 yılı Ocak ayında, on beş yaşında, Askeri Rüştiye’nin kırk (veya kırk üç) kişilik olan son sınıfını, bütün derslerden geçme tam notu olan 45 alarak (43 aldığı biri hariç) dördüncü bitirdi.

IV. BU DÖNEMDE KİŞİLİĞİNİ ETKİLEYEN OLAYLAR VE İNSANLAR

Çocukluğu ve eğitim ve öğrenim sürecinde (1881-1905) şüphesizdir ki, Mustafa’yı etkileyen insanların başında babası ve annesi gelmektedir. Ali Rıza Efendi, bir öğretmen çocuğudur ve yıllarca Gümrük, Evkaf memurluklarında bulunmuştur. Boş zamanlarında askerlik mesleği ile ilgilenmiş, Gönüllü askerlere talim yaptırmıştır. Selanik’te kurulan “Gönüllüler Taburu” nun da kurucuları arasında bulunmuştur. Memuriyeti bırakarak, kereste ticaretine başlayan Ali Rıza Efendi, bu işi sırasında haraç isteyen çetelerle de çatışmayı göze alabilecek yapıda bir insandı. Oğlu Mustafa’ya “adam olmak için okumak, öğrenmek şarttır. Başka çare yoktur” diyen Ali Rıza Efendi, geniş görüşlü, modern düşünceli, yeniliklere açık aydın bir insandı. Mustafa’yı Mahalle Mektebi’nden alarak, çağdaş bir eğitim kurumu olan Şemsi Efendi Okulu’na vermesi de, onun yenilikçi, parlak kişiliğini göstermektedir. Zübeyde Hanım ise, Ali Rıza Efendi’ye göre daha muhafazakar bir insandı. Fakat, aydın, bilge bir Türk anasıydı. Çocukları çok sever ve onların üzerine titrerdi. Zübeyde Hanım, doğuştan akıllı bir kadındır. Oğlu Mustafa, annesinin üzerindeki etkisini, fedakarlığını her zaman saygıyla anacaktır. Zübeyde Hanım, güçlü bir beden yapısına sahip olduğu kadar, güçlü bir iradeye de sahipti. Yeterince eğitim görmemiş, ama okumayı yazmayı öğrenmişti. “Bilge” kişiliklerinden dolayı annesine “Molla Hanım” , kendisine de “Molla Zübeyde” denilirdi.

Genç Mustafa Kemal’in kişiliği bakımından üzerinde durulması gereken bir nokta da, daha 12 yaşında babasını kaybederek “yetim” kalmış olmasıdır. Psikolojik açıdan, kendi geleceği hakkında yine kendisinin bağımsız, özgürce karar vermesinde yetim oluşunun rolü bilim adamlarınca kabul edilmektedir. “Yetim çocuklarda gelişen ‘güçlenme içgüdüsü’ çoğu kez onları amaçlarına ulaştırmaktadır” diyen, İsviçreli bilim adamı psiko-analizci Dr. Pierre Retchnick, şu tespitte bulunmaktadır: “Bu konuda en güzel örnek çocuk yaşta babasını yitiren Mustafa Kemal Atatürk’tür. Kendini ülkenin yararlarına adayan Atatürk’ün bu çapta bir kişi olmasının en büyük etkenlerinden biri, babasının o küçük yaştayken ölmesidir.” Mustafa Kemal’in sonradan çocuklara çok büyük sevgi duymasının ve ilgi göstermesinin temelinde de, küçük yaşta babasız kalması yatmaktadır. Mustafa Kemal, yaşamı boyunca çocuklarla yakından ilgilenecektir. Özellikle yetim, yoksul çocuklara olduğu gibi, diğer çocuklar için de çocuklara açılan bir sevgi kucağı olacaktır. Kimilerini ödüllendirecek, kimilerini de manevi evlat olarak koruması altına alacaktır. Türk çocuklarının eğitim öğretimleriyle de ilgilenecek, her gittiği yerde okulları ziyaret edecektir.

Mustafa Kemal’in kişiliğinin şekillenmesinde rol oynayan dönemlerden biri de onun dayısının çiftliğinde geçirdiği yaklaşık altı aylık süredir. Çiftlikte geçen bazı olayları bir pedagog gözüyle değerlendiren Prof. Dr. İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Atatürk’teki “yaratıcılık, ağaç ve hayvan sevgisi”nin çocukken yaşadığı bu “yaratıcı çevre”nin eseri olduğu kanaatindedir: “Yaratıcılığın var olmasında en büyük etken çocukluk çağındaki çalışmalardır. Eğer çocuk daha küçük yaşta iken yaratıcı bir çevre içinde yaşar, kendine göre oynama, deneme, yaratma olurlukları bulursa, onda yaratıcılık doğar zamanla da gelişir. Sonunda da sosyal randımanlar verir. Bence bu yaratıcılık bir kalıt (genetik) şekli olmayıp kişideki dirim enerjisinin sosyal randıman şeklinde oluşmasıdır... İşte Atatürk’ün çocukluk hayatında böyle bir yapıcılık, yaratıcılık devri olduğunu öğreniyoruz...Mustafa’nın çocukluk, ilk gençlik hayatında ellerle yapılan işleri ne kadar çok merak ettiğini gördük...Atatürk’ün çocukluğunda, gençliğinde ele aldığı işler hep faydalı işler, sosyal randıman verici işlerdir, kafa işleri, gönül işleridir. Marangozluk, çiçekçilik, hayvancılık hep böyledir. Sosyal kişiliğin var olmasına yarayan işler işte bu gibi işlerdir...” Bu dönemde, Atatürk’ün kişiliğinin oluşumunda onu yetiştiren öğretmenler de önemli bir yer tutar. Mustafa Kemal hayatının her döneminde, mesleğinde başarılı, mesleğinin gerektirdiği özellikleri taşıyan, nitelikli öğretmenlere sahip olmuştur. Bu hem kendisi, hem de Türk milleti için büyük bir mutluluktur. Öğretmenleri onu çok değişik biçimlerde etkilemiş, ona çok yararlı bir rehberlik yapmışlardır. Şüphesiz, onu olumsuz manada etkileyen öğretmenleri de vardır. Bunlar arasında geleneksel eğitimin yapıldığı Mahalle Mektebi ve buradaki “Hüsnühat” öğretmeni Çopur Hafız Emin Efendi ile Mülkiye Rüştiyesi’nde Matematik öğretmeni ve müdür yardımcısı olan ve “Kaymak Hafız” diye anılan Hüseyin Efendi sayılabilir. Bu öğretmenlerinden ilki, çocukları yere oturtarak, dizlerinin üzerinde yazı yazdırdığı için; ikincisi de genç Mustafa’yı haksız yere dövdüğü için onu olumsuz yönde etkilemiş olmalıdırlar. Bunların, Atatürk’ün yaptığı çağdaş atılımları “kötü bir örnek” olarak etkilediklerini ve yine Mustafa Kemal’i benzer eğitim kurumlarının kaldırılması yönünde yönlendirmiş olduğunu düşünmek mümkündür. Nitekim, yıllar sonra Mustafa Kemal Kurmay Subay olarak Selanik’te bulunduğu sırada okuduğu Şemşi Efendi İlkokulu ile Mahalle Mektebi’ni ziyaret etmiş; Hafız Mehmet Efendi’nin Mahalle Mektebi’nin kapısında koca bir kilit asılı olduğunu görmüş, “kapanması isabet olmuş” demiştir. Yine Harp Okulu’nda öğrenci iken, Kaymak Hafız Hüseyin Efendi ile ilgili olarak da, “kendisini çoktan affettim. Mülkiye Rüştiyesi’nden ayrılmamda bu kaba ve insafsız hareketi başlıca rol oynamıştır” diyecektir.

Bu dönemde Mustafa Kemal’i olumlu yönde etkileyen ve onun Atatürk haline gelmesinde çok büyük katkıları olan öğretmenlerinin başında şüphesizdir ki, Şemsi Efendi gelmektedir. Az önce kısaca değindiğimiz gibi Şemsi Efendi, eğitim tarihimizde yeni pedagojik yöntem ve uygulamaları ilk deneyenlerdendir. Öğrencileri bir üst düzey olan Rüştiyedeki öğrencilerden daha bilgili yetişiyorlardı. Atatürk’ün dinde bağnazlığa karşı görüşlerinde, yenilikçi fikirlerinde, disiplin duygularının gelişmesinde Şemsi Efendi’nin öğretim ve uygulamalarının önemli bir payı vardır. Mesela, Atatürk’ün Harf İnkılabı sırasında takip etmiş olduğu yöntemler ve verdiği mesajlar, Şemsi Efendi’nin ilk okulda kendilerine alfabe öğretirken kullandığı “heceleme ve okuma” yöntemindeki yenilikleri hatırlatmaktadır.

Yüzbaşı Mustafa Bey, Atatürk’ün Selanik Askeri Rüştiyesi’nde Matematik öğretmenidir. Öğrencisinin yeteneklerini sezip, ona “Kemal” adını vermiştir. Böylece onun kendisinden ve arkadaşlarından farklı ve üstün durumunu tespit etmiş, ona, daha iyiye, daha güzele doğru gitmek için sürekli bir teşvik nedeni sağlamıştır. Prof. Dr. Yahya Akyüz’ün ifadesiyle, “bu çok önemli tarihi olayı, M. Kemal Atatürk’ü sürekli, daha büyük başarı ve faziletler peşinde koşmaya iten bir destek olarak değerlendirmek gerekir”. Ayrıca Mustafa Kemal Atatürk’ün bir lider olarak “akılcı” ve “hesap-kitap adamı” olmasında doğrudan rol oynayan bir faktör olarak Matematik sevgisi kabul edilecek olursa, (ki bu dönemde sevdiği derslerin başında Matematik gelmektedir) Yüzbaşı Mustafa Bey’in üzerindeki yönlendirici etkisi daha da önem kazanır.

Selanik Askeri Rüştiyesi’nde Mustafa Kemal’e özel ilgi gösteren öğretmenlerinden birisi de, Fransızca öğretmeni Yüzbaşı Nakiyüddin Bey’dir. Atatürk, 22 Eylül 1924’te Samsun’da öğretmenlerin verdiği bir çayda Nakiyüddin Bey’le karşılaşmış ve onun hakkında şunları söylemiştir: “...Bununla beraber hatırlamak gerekir ki, gerçek ve fedakar öğretmenler, eğitimciler eksik değildi. Onların bize verdikleri feyiz elbette esersiz kalmamıştır. Şimdi burada bir yüce kişiye rastladım. O, benim Rüştiye birinci sınıfında öğretmenim idi. Bana henüz ilk bilgileri öğretirken gelecek için ilk fikirleri de vermişti. Demek istiyorum ki, ilk ilham ana baba kucağından sonra okuldaki eğitimcinin dilinden, vicdanından, terbiyesinden alınır...” Selanik Askeri Rüştiyesi’nde 1908’e kadar yirmi yıl Fransızca öğretmenliği yapan Nakiyüddin Bey, genç M. Kemal’e bir taraftan geleceğe ilişkin fikirler verirken bir taraftan da, “sen bu Fransızcanın peşini bırakma” öğüdünde bulunmuştur. Sonradan Mustafa Kemal’in Şam’da kurduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin Selanik Şubesinin kuruluşunda, 31 Mart hadisesinin bastırılmasında öğrencisi M. Kemal ile birlikte çalışan Nakiyüddin Bey, Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün isteği ile milletvekili adayı gösterilmiş ve üç dönem milletvekili de seçilmiştir.

Hayatının sonuna kadar yanından ayrılmayacak olan Nuri (Conker), Salih (Bozok) ve Fuat (Bulca) ile arkadaşlıklarının da geliştiği Selanik Askeri Rüştiyesi’nde genç Mustafa Kemal, sadece okul çalışmalarıyla da yetinmemiştir. Onun bilgisini genişletmek, kültür seviyesini yükseltmek için o günün şartları içinde, çevresinde çıkan yayımları takip ettiği, yarışmalara katıldığı da görülmektedir. O tarihlerde Selanik’te ileri fikirli birkaç öğretmen ve yazar “Çocuklara Rehber” isimli haftalık bir dergi çıkarmaktadırlar. Arı Türkçe davasının öncülerinden olan bu derginin bir çok sayılarında fen ve matematik konularında yapılan yarışmaları başaranların başında Askeri Rüştiye son sınıf öğrencilerinden Mustafa Kemal ismi görülmektedir. Bu onun, geniş kültürünün ve sonsuz okumak ve öğrenmek aşkının, daha çocuk denebilecek yaşlarda dahi var olduğunu göstermektedir. Sonradan Türk dilini öz benliğine kavuşturmak için yaptığı çalışmaların ilhamını ilk defa bu dergideki yazılardan almış olabileceği düşünülebilir.

V. MANASTIR ASKERİ İDADİSİ ÖĞRENİMİ VE BURADA KİŞİLİĞİNİ ETKİLEYEN OLAYLAR, İNSANLAR

Mustafa Kemal, Askeri Rüştiye’yi bitirirken İdadi (Lise) eğitimine İstanbul’da Kuleli Askeri Lisesi’nde devam etmek ister. Onun böyle bir karar almasında, annesinin ikinci evliliğinin, yani evde bir üvey baba bulunmasının rolü büyüktür. Böylece ana evinden ve Rumeli’den uzaklaşacaktır. Fakat, vatansever bir kurmay subay olan Hasan Bey, onu bu kararından vazgeçirecektir. Hasan Bey, bir çok defa Rüştiyeye mümeyyiz olarak gelen ve sınavlarda M. Kemal’i tanıyıp seven bir komutanıdır. Hasan Bey, o günlerde bir münasebetle genç öğrencisine idadi, lise eğitimine nerede devam edeceğini sorar ve niyetinin İstanbul’a gitmek olduğunu anlayınca da şu tavsiyede bulunur: “Bundan vazgeçiniz oğlum. Manastır’a gidiniz, orada daha iyi yetişirsiniz” . Mustafa Kemal, Hasan Bey’in bu tavsiyesini dinleyecektir.

1896 yılı Mart ayının ortalarına kadar Selanik’te tatilini geçiren Mustafa Kemal, tatil bitiminde Selanik’ten trenle Manastır’a yolcu edilir. İdadi’de yatılı ve daha üstün dereceli bir okulun hayat ve öğretim şartlarına kısa sürede intibak eden genç M. Kemal için, artık ömrünün sonuna kadar sürecek olan “aile yuvası dışındaki hayat” başlıyordu. Bundan sonra ev yaşantısı sadece izin ve tatillerde kısa süreli olabilecektir. Askerlik mesleğinin meşakkatli ve zorlu özelliklerinden de kaynaklanan bu durum, biraz da onun “bağımsız yaşama” karakterine uygun düşecektir.

Manastır’da sınıf arkadaşları sadece Selanik Rüştiyesi’ndekiler değildir. Manastır bölgesine bağlı olan, Üsküp, İpek, İşkodra, Yanya ve Manastır Askeri Rüştiyelerinden gelen gençler de vardır. Bu ortam içinde çeşitli karakter, mizaç ve seviyede genç insanlarla tanışmak, anlaşmak ve onlara kendini kabul ettirmek hususunda M. Kemal’in üstün vasıflarının burada da büyük bir rol oynadığı şüphesizdir.

Manastır İdadisi’nde Mustafa Kemal, Matematikten yine çok başarılı, Fransızcadan ise biraz zayıftır. Kendi hatıralarında bunu söyle anlatmaktadır: “Askeri Rüştiyeyi ikmal ettiğim zaman, merakım epeyce ileri gitmişti. Manastır Askeri İdadisi’nde riyaziye (Matematik) pek kolay geldi. Bununla meşgul olmaya devam ettim. Fakat Fransızcada geri idim. Muaallim benimle çok meşgul olmuyor, acı ihtarlarda bulunuyordu.”

Burada Mustafa Kemal’i en çok etkileyen arkadaşlarından biri olan Ömer Naci, ona edebiyat ve şiir merakı aşılayacaktır. Sonradan İttihat ve Terakki’nin hatibi olacak olan ve genç yaşta Birinci Dünya Harbi sırasında hayatını kaybeden Ömer Naci, Bursa İdadisi’nden kovularak, Manastır İdadisi’ne yollanmıştı. M. Kemal hatıralarında şunları anlatıyor: “O zamana kadar edebiyatla çok temasım yoktu. Merhum Ömer Naci, Bursa İdadisi’nden kovulmuş, bizim sınıfa gelmişti. Daha o zaman şairdi. Benden okuyacak kitap istedi. Bütün kitaplarımı gösterdim. Hiç birini beğenmedi. Bir arkadaşın, kitaplarımdan hiç birini beğenmemesi gücüme gitti. Şiir ve edebiyat olduğuna o zaman muttali oldum. Ona çalışmaya başladım. Şiir bana cazip göründü. Fakat kitabet hocası diye yeni gelen bir zat beni şiirle iştigalden men etti. ‘Bu tarz iştigal seni askerlikten uzaklaştırır’ dedi. Ne var ki, güzel yazmak hevesi ben de baki kaldı.” Bu ikazı yapan Kitabet öğretmeni Alay Emini Mehmet Asım Efendi’dir. Aynı olayı M. Kemal, daha sonraları Ali Fuat Paşa’ya şöyle anlatır: “Eğer Kitabet hocamız imdadıma yetişmeseydi, ben de şair olup çıkacaktım. Çünkü hevesim vardı. Asım Efendi bir gün beni çağırdı. ‘Bak oğlum Mustafa dedi, şiiri filan bırak. Bu iş senin iyi asker olmana mani olur. Diğer hocalarınla da konuştum. Onlar da benim gibi düşünüyorlar. Sen Naci’ye bakma, o hayalperest bir çocuk. İleride belki iyi bir şair ve hatip olabilir, fakat askerlik mesleğinde katiyen yükselemez’. Hocamın ne kadar haklı olduğunu hadiseler ispat etti. Çok arzu ettiği halde Naci, erkanıharp (kurmay) zabiti olamadı.”

Bu ikaz ve yönlendirmenin Atatürk’ün hayatını ve kaderini doğrudan etkilediğine şüphe yoktur. Fakat, Ömer Naci’nin de Mustafa Kemal’in fikri altyapısının oluşmasında diğer faktörlerle birlikte önemli bir rol oynadığı da kesindir. Nitekim, genç Mustafa Kemal’in dönemin “vatan ve hürriyet” şairi Namık Kemal ile “Türkçü” şairi Mehmet Emin Yurdakul’un şiirleri ile tanışmasında Ömer Naci’nin etkili olduğu bilinmektedir. İdadi’de, Namık Kemal’i tanımak, duymak, onun gizlice elden ele dolaşan vatan şiirlerini bulmak, okumak işini Hatip Ömer Naci sağlamıştır. Atatürk, sonradan 14 Eylül 1931’de yaptığı bir konuşmada Mehmet Emin Yurdakul ile ilgili şunları söylemiştir: “...Şair Mehmet Emin Yurdakul’un ilk kez Manastır Askeri İdadisi’nde öğrenciyken okuduğum ‘Ben bir Türküm, dinim, cinsim uludur’ dizeleriyle başlayan manzumesinde bana ulusal benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum...”

Tarih öğretmenleri Mehmet Tevfik (Bilge) Bey’in de etkileriyle, gençler Fransız İhtilali’nin temel ilkelerinden biri olan “hürriyet” kavramı ile de burada tanışacaklardır. Topçu Kolağası Mehmet Tevfik Bey, o dönemin dar Osmanlı tarihçiliği görüşünden uzak, Türk tarihini bütün genişliği ve eskiliği ile kavramış ve öğrencilerine dersini sevdirerek, esaslı tarih bilinci ve kültürü veren bir öğretmendi. Ali Fuat Cebesoy’un, “değerli ve milliyetçi bir Türk subayıydı. Türk tarihini iyi biliyor ve öğrencilerine tarih zevkini veriyordu. Atatürk, Türk tarihini bütün genişliği ve derinliği ile kavramış bulunan hocasından daima saygı ile söz etmiştir. Bir gün bana: ‘Tevfik Bey’e minnet borcum vardır. Bana yeni bir ufuk açtı’ demiştir” şeklinde tanıttığı Kol Ağası Mehmet Tevfik Bey (1865-1945)’in Atatürk’ün derin tarih bilgisi ve bilincinin oluşmasında baş mimar olduğu kesindir. Atatürk, bu değerli öğretmenine beslediği şükran ve minnete, onu milletvekili adayı göstererek ve Beşinci Dönem Diyarbakır Milletvekili olarak Meclise girmesini sağlayarak karşılık vermiştir.

Manastır İdadisi’nin ikinci sınıfına geçen Mustafa Kemal, 1897 yılının ilk günlerinde sıla iznini geçirmek üzere trenle Selanik’e döner. Mart’ın ilk günlerine kadar devam edecek izinden faydalanarak Fransızcasını kuvvetlendirmeyi düşünür ve 1888’de kurulmuş olan Tophane semtindeki “College des Freres de Salle” (Frerler Okulu)’in özel kurlarına kaydını yaptırarak dersleri düzenli olarak takip eder. Birinci sınıfta kendisini ikaz eden Fransızca öğretmeninin “acı ihtarlarına” yeniden muhatap olmak istemez. Kendi hatıralarında, “İki, üç ay gizlice Frerler Mektebi’nin hususi sınıfına devam ettim. Böylece Mektep derslerine nispetle fazla derecede Fransızca öğrendim” demektedir. Bu özel derslerde Mustafa Kemal’in öğretmenlerinden biri Frere Rodriquez (1849–1941)’dir. Bunun anlattığına göre, Mustafa Kemal gayet ciddi, zeki ve çalışkan, elinde daima kitap bulunan bir gençti ve subay olduktan sonra da zaman zaman kendisinden ders almaya geliyordu. Mustafa Kemal, gerçekten İdadi’den başlayarak gençlik yıllarında Fransızca öğrenmeye büyük önem vermiştir. O, “bir kurmay subay mutlaka yabancı dil bilmelidir, bunun aksini düşünmek büyük hatadır” diyordu.

Manastır Askeri İdadisi’nde Mustafa Kemal’in ilk seneye ait öğrencilik hayatı hakkında resmi bir belgeye sahip değiliz. Fakat 1897 Aralık ayında ikinci sınıftan üçüncü sınıfa geçerken yalnız, Kitabet ve Fransızcadan 45 üzerinden birer not eksiği ile 44 aldığını ve 52 mevcutlu sınıfı üçüncü olarak bitirdiğini biliyoruz. Bu seneki durumunu M. Kemal sonradan şöyle anlatıyor: “İdadide iken muannidane (inatla) bir surette çalışıyordum. Sınıfta birinci, ikinci olmak için hepimizde şiddetli bir gayret vardı.”

Bu çalışmanın ve başarılı bir Askeri Lise eğitiminin ardından Mustafa Kemal, Aralık 1898’in ilk yarısında son bulan sınavların sonucunda her dersten tam not (45 ve 20) alarak 54 mevcutlu üçüncü sınıfı ikinci olarak bitirip, diplomasını alır. Aslında, Not Defteri incelendiğinde görülmektedir ki, sınıfın iki birincisi vardır. Listede birinci gösterilen “Selanikli Ahmet Tevfik Efendi” ile ikinci sırada yer alan Mustafa Kemal’in notları aynıdır. Her ikisi de “beher dersin tam numarası” olan 420 toplam not ile mezun olmuşlardır.

VI. HARBİYE ÖĞRENİMİ VE BURADA KİŞİLİĞİNİ ETKİLEYEN OLAYLAR, İNSANLAR

1898 yılı Aralık ayının ortalarından, 1899 yılının Mart ayı ortalarına kadar Selanik’te tatilini geçiren Mustafa Kemal, İstanbul Pangaltı’daki Harbiye Mektebi’nde yüksek öğrenimine devam etmek için Selanik’ten vapura biner ve İstanbul’a, Payitahta hareket eder. Böylece bütün çocukluğu ve ilk gençlik yıllarının geçtiği Makedonya’dan ilk defa ayrılır. Birikimi ile yeni bir hayata atılacağı, kişiliği ve düşüncelerinin daha da olgunlaşacağı Harp Okulu’na girişi (duhulü) 1 Mart 1315/13 Mart 1899, Apolet Numarası 1283’tür. “Harbiyeli Mustafa Kemal” , buradaki “1315 Duhullülere Mahsus Künye Defteri” ne “Selanik’te Koca Kasım Paşa Mahallesi Gümrük Memurlarından müteveffa Ali Rıza Efendi’nin mahdumu uzun boylu, beyaz benizli Mustafa Kemal Efendi Selanik 96” olarak, 1282 Selanikli Ahmet Tevfik Efendi (96) ile 1284 Manastırlı Recep Fahri Efendi (95) arasına kaydedilecektir.

Mustafa Kemal’in Harbiye’deki arkadaşları öncelikle Manastır İdadisi’nden gelenlerdi. Bunlar arasında, Ahmet Tevfik ilk sırayı almaktadır. Çocukluk arkadaşı, Rüştiye ve İdadi’de de birlikte okuduğu Mustafa Nuri (Conker), Lütfi Müfit (Özdeş), Ali Fuat (Cebesoy), Arif (Ayıcı), Hayri (Tırnovacık), Kazım (Karabekir), Ömer Naci, İsmaik Hakkı (Pars), Kazım (İnanç), Kazım (Özalp), Ali Fethi (Okyar), onu takip eden arkadaşlarıydı. Bunların bazıları kendi devresi, bazıları da kendisinden önce veya sonraki devrenin öğrencileri idi.

Hayri Paşa (Tırnovacık) , anılarında gazeteci Naci Sadullah’ın “sınıfta, en fazla kimlerle samimi konuşurlardı Paşam?” sorusuna şu cevabı vermiştir: “Manastır İdadisi’nden kendileriyle birlikte gelen Tevfik Bey’le ki bu kıymetli arkadaşı mektepten mezun olduğumuz sene kaybettik. Sonra şimdi Kırşehir mebusu bulunan Müfit Bey de samimi dostlarındandı...”

Mustafa Kemal Harbiye’de öğretime başladığı sırada, okul komutanı 24 yıl (1884-190 bu kutsal yuvaya komutanlık yapmış olan Mustafa Zeki Paşa; öğretim başkanı, o zamanki ismi ile “ders nazırı”, daha sonra Çanakkale’de kendisine kolordu komutanlığı yapacak olan Esat Paşa’dır.

Mustafa Kemal’in Harp Okulu’ndaki öğretmenleri arasında, onun kişiliğini etkileyen ve onu hayata hazırlayan çok değerli öğretmenleri olduğunu görüyoruz. Bunlar arasında; sonradan İstanbul Üniversitesi’nde Profesör olan, Türk Tarih Kurumu kurucu üyesi ve Milletvekili olan Fransızca öğretmeni Necip Asım (Yazıksız) Bey (1861-1935), Talim Öğretmeni Rahmi Paşa ve onun maiyetindeki Binbaşı Fazıl Bey, sonra Korgeneral ve milletvekili olan Yüzbaşı Naci (İldeniz) Bey ve Teğmen Osman Efendi bulunuyordu.

Ali Fuat Cebesoy öğretmenleri hakkında şunları anlatmıştır: “Hocalarımızdan memnunduk. Talim öğretmenlerimizin başında öğrenimini Almanya'da yapmış olan Rahmi Paşa bulunuyordu. Maiyetinde Birinci Dünya Savaşı'nda ölen, Hünkâr yaverlerinden Binbaşı Fazıl Bey, Yüzbaşı Naci (Rahmetli Korgeneral ve Milletvekili Naci Eldeniz) ve Teğmen Erzurumlu Osman Efendi vardı. Osman Efendi talim yaptırırken: “Birinci mangadan sağdan itibaren beş kişi kop da gel!” Diye bizleri çağırırdı. Bundan dolayı kendisine Kopdagel adını vermiştik. Daha sonra bu lakabı kendisi de beğenmiş olacak ki, soyadı olarak almıştır.

“Mustafa Kemal en ziyade Yüzbaşı Naci Bey'i sayar ve severdi. Hatırımda yanlış kalmadıysa, Manastır'dan tanışıyorlardı. Bu saygı ölünceye kadar devam etti. Çok yıllar önce Naci Paşa Kolordu Kumandanıyken bir münasebetle Atatürk'ü ziyaret etmişti. Ben de oradaydım. Kendisine çok itibar etti. “Buyurunuz hocam.” Diye yer gösterdi ve sonra bana döndü : “Naci Paşa Hazretleri’nin”, dedi, “İkimizin üzerinde de emeği vardır.” Ben, okula geldikten on beş gün kadar sonra Ders Nazırlığı'na Yanyalı Esat Paşa atandı. O zaman rütbesi albaydı. Taşkentli Mehmet Kaçın'ın sülalesinden olan Esat Paşa vatanperver ve bilgili bir askerdi. Harp Okulu'nda ve Harp Akademisi'nde birçok ıslahat yapmıştır. Bu kişi Balkan Savaşı'nda Yanya Savunması'nda benim kumandanımdı. Onun kolordusunun Kurmay Başkanlığı'nı yaptım, yine onun emri altında 23. Tümen Kumandan Vekili olarak Pasita ve Pizani mevkilerini müdafaa ettim. Yaralandığım zaman çok üzülmüştü.

“Esat Paşa, Çanakkale Savaşları'nda Atatürk'e de kumandanlık etmiştir. Atatürk'ün meşhur 19. Tümeni Esat Paşa'nın kumandasındaki 3. Kolordu'nun kuruluşu içindeydi.”

Mustafa Kemal Harp Okulu 1 nci sınıfında 635 mevcutlu Piyade sınıfında bütün derslerden 484 not almış ve 9 uncu olarak ikinci sınıfa geçmiştir.

Mustafa kemal 2 nci sınıfta işse 420 arkadaşı arasında toplam 522 not alarak ve 11 nci olarak üçüncü sınıfa geçmiştir.

Mustafa Kemal, 3 ncü sınıfta, 459 arkadaşı arasında üç yıllık notlarının toplamı üzerinden Harp Okulu'nu 8 nci olarak bitirmiştir.

Okul arkadaşlarının anlattıklarından Harbiyeli Mustafa Kemal’in, bu dönemde hem Fransızca’sını geliştirdiği, hem de memleket meseleleri üzerindeki düşüncelerinin daha da olgunlaştığı görülmektedir. Onun nasıl bir öğrenci olduğunu ve ileriye dönük hangi düşüncelere sahip olduğunu göstermek için Harbiye öğrenciliği ile ilgili bazı anıları buraya aynen alıyoruz.

En samimi arkadaşlarından Lütfi Müfit (Özdeş) ’e göre Harbiyeli Mustafa Kemal:

Daha o zaman mektepte iken, şuursuz, düşüncesiz kötü bir idareye karşı vicdan ve ruhundan fışkıran inkılapçı düşünceleri bilhassa kayda şayandır. Her okuduğu ders, her mütalaa ettiği ilim ve fenni dikkatle tahlil ederek neticeyi alırdı. Bütün talebe arkadaşlarının ders müşküllerini makul ve mukni cevaplarla izah ederdi. Erkân-ı Harbiye’de mesleğe ait ihtisas derslerinde en iyi notu Büyük Şef almıştır.” Lütfü Müfit Bey Gazi Hazretlerinin istibdat devrinde mektepteki hatıralarını anlatırken onun gazete çıkararak talebe arkadaşlarını tenvir ettiğini kaydetmiş ve şöyle devam etmişti

: “Büyük Şef şuursuz idareden o derece ıstırap duymuştu ki, daha mektepte iken o zamanki idareye karşı arkadaşları ile hasbıhaller, tenkitlere başlamış ve hatta büyük tehlikelere rağmen haftada bir iki defa gizli olarak gazete bile çıkarmışlardır.

Daha o zaman evlâdı bulunduğu asil Türk milletine ileride ne büyük hizmetler yapmağa namzet olduğunu pek güzel anlatıyordu. Onun her haline olduğu gibi dürüst düşüncelerine meftun olan ve candan inanan arkadaşları O Büyük Adamın etrafına toplanmışlardı.”

Hayri Paşa (Tırnovacık) Gazeteci Naci Sadullah’a anlatıyor: “… Gazi Hazretleri sınıfın en zeki talebesiydi. Hallerinden, yaşlarından umulmayan bir olgunluk vardı. Çok kuvvetli bir ikna kabiliyetine sahipti Herhangi kavgaya tek defa olsun karıştığını hatırlamıyorum.

“Mekteplerde, intikal kabiliyetinin ve zekalarının kıtlığını, zorlamalarla telafiye çalışan bedbaht talebeler vardır. Bu zorlamalardan müstağni olan Gazi Hazretlerinin kitaplar üzerinde mütemadiyen kafa patlatan ezberciler gibi de çalıştığını hatırlamıyorum. Bilhassa merak ettikleri derslerle fazla meşgul olurlardı. Riyaziye (Matematik) ve edebiyata karşı fazla düşkünlüğü vardı. En çok okudukları Tevfik Fikret’in bilhassa Sis manzumesini beğenirlerdi. Namık Kemal’i, Abdülhak Hamit’i okumaktan da zevk duyarlardı.

“En fazla meşgul oldukları şeylerden biri de zamanın felsefesi ve fikri cereyanları idi. Toplumun henüz halledilmemiş davalarıyla dimağlarını meşgul ederlerdi.”

“Sınıftaki durumu, davranışları nasıldı?

“Gazi Hazretleri, sınıfımızın en yakışıklı, en şık, en temiz giyinen talebesiydi. Kendisi, muasır hayatın İstanbul’dan evvel yer bulduğu Selanik’te bulundukları için cemiyetin ince muaşeret kaidelerine hepimizden fazla vakıftı."


“Sınıfta en fazla kimlerle konuşurlardı Paşam?

“Manastır İdadisi’nden kendileriyle beraber gelen Tevfik Bey’le, ki bu kıymetli arkadaşı mektepten mezun olduğu zaman kaybettik.



Sonra şimdi Kırşehir mebusu bulunan Müfit Bey’de samimi dostlarındandı…”

Harp Okulu’nda Mustafa Kemal’den bir devre önce olan (1900-Piyade-2) fakat, okulu bitirdiğinde bir sene “tebdil-i hava” raporu alarak memleketine giden ve Harp Akademisi’ne bir yıl sonra başlayan Asım Gündüz, orada Mustafa Kemal’lerle birlikte aynı sınıfları okumuştur. Anılarında Harbiyeli Mustafa Kemal’i şöyle anlatmaktadır: “Gerek Harbiye'de, gerek Harp Akademisi’nde bir şey dikkatimi çekmişti. Doğu illerinden ve Anadolu'dan gelen arkadaşlar, İstanbullular gibi, yalnız dersleriyle meşguldüler. Sadece Manastır İdadisi’nden gelen arkadaşlarımız daha çok uyanık, daha çok Batı'ya dönüktüler. Onlar derslerinin dışında memleketin meselelerini de tartışıyorlar, bu konularda fikirler ileri sürüyorlardı. Mustafa Kemal de bunlardandı.

“Beni, Mustafa Kemal'le ilk tanıştıran eski arkadaşım Fethi Bey (Okyar) olmuştu. Mustafa Kemal, çok güzel giyinir, çok güzel konuşur, kimseyi kırmaz, terbiyeli bir çocuktu. Doğup büyüdüğü Selanik'in batıyla daha çok bağlantılı bulunması sebebiyle olacak, dikkati çeken fikirleri vardı. Etrafına topladığı arkadaşlarla cesaretle konuşuyor, onları güzel konuşmasıyla kısa zamanda tesiri altına alıyordu. Bizlerin okumadığımız bir çok vatan şiirlerini sık sık tekrarlıyordu. Namık Kemal'in bütün şiirlerini bir defterde toplamıştı. Bu şiirleri kısa zamanda bütün arkadaşlar defterlerimize yazmış ve ezberlemiştik. Mustafa Kemal “Milletleri uyandıracak olan fikir adamları, Devlet adamlarıdır.” diyordu. Yabancı lisana karşı büyük bir hevesi vardı. Bu maksatla. Beyoğlu’nda bir Fransız madamına pansiyoner olmuştu. Bu Fransız kadın, Fransız sefareti kuryeleriyle, ittihatçıların Paris'te yayınladıkları gazeteleri getirtiyor ve Mustafa Kemal'e veriyordu. Fransız kadın aynı zamanda Mustafa Kemal'e Fransızca dersi veriyordu. Bizler, Vatan, Millet ve Türklük fikirlerini ilk defa, Harp Akademisi sıralarında ondan duymuştuk. Bizim sınıfta en iyi Fransızca bilen Ali Fuat'tı (Cebesoy). Çünkü, Ali Fuat Fransız okulundan Harbiye'ye gelmişti. Onu takiben de Mustafa Kemal iyi Fransızca bilirdi. Mustafa Kemal, Harbiye'de iken her tatilde Selânik'te bir Fransız okulunun tatil kurslarına devam ederek lisanını ilerlettiğini söylerdi.”

Bütün bu anlatılanlardan anlaşılmaktadır ki, Harp Okulu eğitimi ve öğrenimi dönemi, Mustafa Kemal’in hem vatan, millet, Türklük fikirlerinin olgunlaşmasında, hem de Batıya dönük “çağdaşlaşma” düşüncelerinin gelişmesinde önemli bir dönem olmuştur. Ayrıca bu fikirlerini arkadaşlarına da anlatması, okula bu fikirleri yaymak için bir gazete çıkarma girişiminde bulunması, onun daha o dönemde liderlik özelliklerinin gelişmeye başladığını da göstermektedir. O, yine bu dönemde özellikle ilk sınıfta İstanbul’un sosyal hayatı içinde kendisini bulmuş görünmektedir. “İçki” ve “dans” konusunda da bazı ilk deneyimlerin burada yaşandığı bilinmektedir.

VII. HARP AKADEMİSİ ÖĞRENİMİ VE BURADA KİŞİLİĞİNİ ETKİLEYEN İNSANLAR, OLAYLAR

Mustafa Kemal’in Harp Okulu’ndan “neşet” tarihi olan 28 Kanunusani 1317, yani 10 Şubat 1902 Pazartesi tarihi, Harp Akademisi’ne girdiği tarihtir. Kara Harp Okulu Arşivi’ndeki “1315 Duhullülere Mahsus Künye Defteri”nde Ahmet Tevfik, Mustafa Kemal, Recep Fahri ve Ali Şevket’in yer aldığı sayfanın başında, “Manastır Mekteb-i İdadisi’nden vürud eden şakirdan” başlığının devamında “duhül” ve “neşet” tarihleri yazılıdır. Ayrıca Mustafa Kemal’in “çiçek künyesi”nin üzerinde “3. Ordu Erkan-ı Harbiye Birinci Sene Namzetliğine” yazılmıştır. Aynı ibareler, Ahmet Tevfik ve Ali Şevket’in künyelerinin üzerinde de bulunmaktadır.

1848 yılında Harp Okulu içinde “Erkan-ı Harbiye Sınıfları” adı ile kurulan Harp Akademisi, Esat Paşa’nın Harp Okulu Öğretim Başkanlığı’na atanması (1899) ndan sonra, yani Mustafa Kemal’in Harp Okulunda öğrenime başladığı sırada yeni bazı düzenlemeler yapılmıştır. O zamana kadar Harp Okulu’ndan “erkan-ı harp sınıfları”na geçen öğrencilere “erkan-ı harp” (kurmay) deniliyordu. Esat Paşa, bunu değiştirmiş, “erkan-ı harp namzedi” (kurmay adayı) şekline çevirmiştir. Bundan sonra Harp Akademisi öğrencileri kısaca “namzet” (aday) olarak anılmaya başlanmıştır. O zamana kadar Harp Akademisi’nin 15 kişiyi geçmeyen öğrenci sayısı, yine Esat Paşa’nın çabalarıyla kırka kadar yükseltilmiştir. Fakat, bu öğrencilerden ordunun ihtiyaç fazlası kısmına kurmaylık hakkı verilmemiş, bunlar “mümtaz” adı altında ve yüzbaşı rütbesiyle kıtalara çıkarılmışlardır.

Bu uygulamanın 1902 yılından itibaren başladığı görülmektedir. Bu yıldan itibaren Erkan-ı Harbiye Sınıflarından “Çok İyi” derecede başarı sağlayanlara “Kurmay”, ve “İyi” derecede bitirenlere “Mümtaz” ünvanı verilmeye başlanmıştır. Bu usul, 1909 yılına kadar devam etmiştir. Mümtazlar arasında “kurmay” ihtiyacını karşılamak üzere sonradan “kurmaylıkları” onananlar da çoktur. Bu dönemde, Erkan-ı Harp Sınıfı öğrencileri, “Kurmay Yüzbaşı” olarak mezun olmuşlar ve iki yıl sonra da “Kıdemli Yüzbaşılığa” yükselmişlerdir.

Mustafa Kemal Akademi’ye başladığı yıl sınıf mevcudu, topçu ve süvari okullarından gelenler ve değişik sebepler dolayısıyla bir üst sınıftan kalanlar ile birlikte 43 kişidir. Mustafa Kemal ilk yılını 1922’de yayınlanan anılarında şöyle anlatır: “Erkan-ı Harp sınıflarına geçtik. Mutad olan derslere çok iyi çalışıyordum. Bunların fevkinde olarak ben de ve bazı arkadaşlarda yeni fikirler peyda oldu. Memleketin idaresinde ve siyasetinde fenalıklar olduğunu keşfetmeye başladık...”

Kara Harp Okulu Arşivi’ndeki, elle yazılmış (matbuu olmayan) 16 No’lu Numara Defteri’ne göre Atatürk’ün Harp Akademisi’nde okuduğu dersleri, notları ve buradaki ders başarısı şu şekildedir:

Sınıf mevcudu kırkiki kişi olan Akademi birinci sınıfta, toplam 580 olan ders notlarından Mustafa Kemal, toplam 479 not almıştır ve başarı sırası 8’dir.

Mustafa Kemal’in, Akademi ikinci sınıfında kırk kişilik sınıf mevcudu içinde toplam 480 puan aldığı görülmektedir ve 6. sıradadır.

Mustafa Kemal Kurmay Yüzbaşı olarak yeminini 08 Teşrinievvel 1320 (Hicri: 11 Şaban 1322), Miladi 21 Ekim 1904 Cuma günü eder. Mustafa Kemal 29 Kanunuevvel 1320, yani 11 Ocak 1905 Çarşamba günü “Erkan-ı Harbiye Yüzbaşılığı ile mektepten neşet ederek sunuf-u selasede bölük idare ve kumanda etmek üzere atik 5 nci Ordu’ya memur buyrulmuştur.”

57 nci Dönem Akademi mezunu toplam 37 kişidir. Bunların 13’ü “Kurmay”, 27’si de “Mümtaz” olmuşlardır. Mevcut bilgi ve belgelere göre Mustafa Kemal Kurmay olarak Akademiyi bitiren 13 kişi arasında 5 nci olmuştur. Dönemin birincisi Ali İhsan Sabis, ikincisi Asım Gündüz, üçüncüsü Ahmet Sedat Doğruer, dördüncüsü Ahmet Tevfik, altıncısı Mehmet Hayri Turhan, yedincisi Mustafa İzzet Yavuzer, sekizincisi Ali Seydi Uğur, dokuzuncusu Ali Fuat Cebesoy’dur. Diğer üç kurmay da sırasıyla şunlardır: Süleyman Şevket Demirhan, Kemal Ohri, M. Şevki (kurmaylığı geri alınmıştır).

Mustafa Kemal Atatürk’ün Akademi’deki öğretmenleri arasında kendisini derinden etkileten öğretmenler vardı. Bu öğretmenler ve girdikleri dersler şunlardır: Topçu Feriki (Tümgeneral), Ahmet Muhtar (Eski Osmanlı Seferleri Tarihi), Kurmay Binbaşı Refık Bey (Napolyon Ve Sair Savaşlar), Kurmay Yarbay Nuri Bey (Tabiye), Pertev Paşa (Demirhan), (Kurmay görevleriyle I866 ve 1871 Prusya-Avusturya, Prusya-Fransa Savaşları), Kurmay Albay Hasan Rıza Bey (Pertev Demirhan'dan sonra), Kurmay Albay Zeki Bey, Kurmay Yarbay Fevzi Bey.

Sınıf arkadaşı Ali Fuat Cebesoy, Mustafa Kemal'in öğretmenlerinden Nuri Bey ile ilişkileri konusunda şunları anlatmaktadır: "Mustafa Kemal ve ben yeni öğretmenlerimiz içinde en çok Trabzonlu Nuri Bey'i sayıyor ve takdir ediyorduk. Nuri Bey gerçekten geniş kültürlü, çağına göre aydın düşünceli, stratejide üstat sayılan bir kurmay yarbaydı. Tabiye okutuyordu. Aradaki uzaklığı korumakla beraber öğrencilerine karşı içten ve ağabeyce davranıyordu. Yalnız ders vermekle yetinmiyor, genç kurmay adaylarının çeşitli sorularını da yanıtlamaktan zevk duyuyordu.

“Bir erkânıharp zabiti, askerlik dışında kalan bilgilerle de donanmış olmalıdır. Yarın hepiniz birer kumundan olacak, sorumluluk yükleneceksiniz.” Diyordu. Nuri Bey, Birinci Dünya Savaşı seferberliğinde Kolordu Kumandanı olmuş, fakat savaşa girmeden önce bir kaza sonucunda ölmüştür

“Şimdi, Mustafa Kemal'in hayatında etkisi olan bir olaydan söz etmek istiyorum.

Yarbay Nuri Bey, bir gün Tabiye dersinde gerilladan genişçe bir şekilde söz etti. “Gerilla nedir, ne değildir?" konusu üzerinde uzun uzun durdu. Açıklamada bulundu ve bir ara: “Arkadaşlar,” dedi. “Gerilla olmak ne kadar güçse, onu bastırmak da o oranda güçtür.”

“Arkadaşlar, kendisinden birkaç örnek vermesini rica ettiler. Mustafa Kemal ise konunun daha iyi anlaşılabilmesi için, olayın ülkenin herhangi bir yerinde olmuş gibi açıklanmasının mümkün olup olamayacağını sordu. Onu arkadaşım Tevfik Selanik de destekledi. Bunun üzerine Nuri Bey: “Öyle ise, Boğaz'a ait haritalarınızı açın:" Emrini verdi.

Dersten sonra Mustafa Kemal, Nuri Bey'in arkasından gitti: “Efendim bu söylediğiniz gerilla gerçek olabilir, değil mi?” Nuri Bey kendine özgü olan ve her zaman kullandığı 'nev'ima' sözcüğünü de ekleyerek: “Olabilir,,” dedi. “Fakat artık bu kadarı yeterli.”

“Bu olaydan Mustafa Kemal çok söz etmiştir. Sayın Profesör Afet İnan, kendisinden dinleyerek edebi bir üslupla kaleme almıştır. Benim bu yazdıklarım, yalnızca belleğimde kalan keskin çizgilerdir.

“Mustafa Kemal, bu Tabiye dersinin ilk uygulama alanını Trablusgarp Savaşları'nda buldu. Bana Tobruk'tan yolladığı bir mektupta, Kurmay Yarbay Nuri Bey'in gerilla metotlarını başarıyla uyguladığını yazıyordu.”

Gerek kendisinin, gerekse arkadaşlarının anılarından öğrendiğimize göre Mustafa Kemal Akademi’de kültürel çalışmalara çok önem veriyordu. Gazete çıkarmak işi burada Harbiye’den daha düzenli bir şekilde yürütülüyor, kürsüden “konferans” niteliğinde konuşmalar yapıyor ve bunların metinlerini arkadaşlarına dağıtıyordu.

Mustafa Kemal, 26 Haziran 1902 Perşembe günü Kuzguncuk'ta Ali Fuat Cebesoy'un babası İsmail Fazıl Paşa’nın Kuzguncuk'taki köşkünde misafır ediliyor. O gece orada kalıyor, ertesi 27 Haziran Cuma günü köşke gelen Osman Nizami Paşa ile tanıştırılıyor. Osman Nizami Fransızca ve Almancayı -edebiyatı dahil- anadili gibi bilmekte, İngilizceyi de yanlışsız konuşabilmektedir. O gün tanışıp görüşüyorlar. Osman Nizami Paşa, II. Abdülhamit’in baskı rejimini yumuşatacağına dair hiçbir belirti olmadığına işaret ettikten sonra şöyle diyor:

“İstibdat idaresi, bir gün elbette yıkılacaktır. Fakat onun yerine Batılı manada bir idare gelip memleketi her bakımdan acaba kalkındıracak mıdır? Ben buna inanmıyorum."

Mustafa Kemal kuşkuludur. Nizami Paşa Abdülhamit'in adamlarından biri olabilir mi? Kendisinin ağzını arayan bir hafiye midir ? M. Kemal, bu olasılıklara karşın gene de düşüncelerini cesaretle söylemeye kararlıdır. Diyor ki:

" Paşa Hazretleri! Garplı manadaki idareler de zamanla gelişmişlerdir. Bugün uyur gibi görünen milletimizin çok kabiliyeti ve cevheri vardır. Fakat bir- inkılap vukuunda bugün iş başında olanlar yerlerini muhafaza etmeye kalkarlarsa o vakit buyurduğunuzu kabul etmek lazım getir. Yeni nesiller içerisinde her hususta itimada layık insanlar çıkacaktır. "

Osman Nizami Paşa susuyor, olumlu ya da olumsuz hiçbir cevap vermiyor. Aynı günün akşamı ayrılmak üzere veda eden Mustafa Kemal'e şunları söyler:

“ Mustafa Kemal Efendi oğlum, sen, bizler gibi yalnız Erkân-ı Harp zabiti olarak normal bir hayata atılmayacaksın. Keskin zekân ve yüksek kabiliyetin memleketin geleceği üzerinde müessir olacaktır. Bu sözlerimi bir kompliman olarak alma. Sende, memleketin başına gelen büyük adamların daha gençliklerinde gösterdikleri müstesna kabiliyet ve zekâ emareleri görmekteyim. İnşallah yanılmamış olurum."

Osman Nizami Paşa yanılmamıştır. Çünkü Mustafa Kemal, gençlik çağlarından beri geleceğin Atatürk'ünden belirtiler ve ışıklar vermiştir.

Takdir edersiniz ki, Atatürk ve Onun önderliğinde kurduğumuz Milli (Üniter), Demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti'ni yaşatma ve yarınlara taşıma bilinci ancak, Atatürk'ü doğru anlamak ve doğru anlatmak ile oluşturulabilir, kökleştirilebilir.

Büyük Önderin aziz hatırası önünde saygıyla eğilirken, Onu ve Düşüncelerini daha iyi ve daha doğru anlama ve anlatma azminde olduğumuzu belirtir, saygılarımı sunarım.

Alıntıdır.. - Dökümanlara eklenicektir.


>UO 512 MB Ramli VPS Sunucular Sadece 25 Lira !!

Genesis

Moderator

Online durumu

Nereden: Turkey Sakarya
Meslek: Öğrenci
Yaş: 0
 

#279167   2008-02-07 17:35 GMT      


[Ragnar] :
Ne Mutlu Türküm Diyene!


#