|
|
| Yazar | Mesaj |
Slothere
Nereden: Turkey Izmir |
#281673
2008-02-18 01:06 GMT
Yıllar önce bir madenci kampında doğmuşum. O günleri hatırlamasam da sağ olsunlar ailem her fırsatta hatırlatmayı başarıyorlar. Ne zaman ki bu konu açılıyor hemen her zamanki yaptığımı yapıyorum ve onlara “daha kaç kere bu hikâyeyi duyacağım acaba?” demekten kendimi alamıyorum. Neyse bunları geçelim fazla uzatmaya gerek yok, geçen gün Minoc maden ocağına girdiğim zaman karşılaştığım manzara beni sanki bir anda büyülemişti. Maden ocağında sapsarı uzun saçları olan yakışıklı bir madenci duruyordu. Yaşlarımız neredeyse aynıydı. Bana ne olduğunu anlayamamıştım ama sanki büyülenmiş gibi gözlerimi ondan alamıyordum. Madenci yanıma geldi ve bana “ Merhaba isminiz nedir güzel bayan?” dedi. O anda sanki bütün vücudum donmuştu. Cevap vermek istiyordum ama gözlerimi ondan alamıyor, cevap dahi veremiyordum. Ta ki madenci bana “İyi misiniz hanımefendi?” diyene kadar. Madenciye hemen, “Merhaba benim adım Eleora, seninki nedir acaba?” diye sordum. Madenci, “Benim adım Arthur. Tanıştığımıza çok memnun oldum. Acaba buralarda ne arıyorsunuz?” diye cevapladı. Gözlerinin içersine bakarak, “Benim babam da madenci de, bu madende bir eşyasını unutmuş onu almaya gelmiştim.” Dedim. Madenci biraz şaşkın halde, “ Babanızın adı nedir güzel bayan?” dedi bana. Neyse çok uzattım bu gece sanırım artık yatma vakti. İyi geceler günlük.
Eleora günlüğünün kapağını kapatıp yatağının yanındaki gaz lambasını kapattı ve uyumaya başladı. Ertesi sabah gün ağarırken dışarıdaki kazma seslerine uyandı. Aslında bu sese yıllardır alışıktı ama her sabah o bu ses sayesinde erkenden uyanabiliyordu. Yatağından kalktı ve her sabah yaptığı gibi günlüğü yerinde duruyor mu diye kontrol etti. Dolabının çekmesinin içersindeydi günlük. Ancak bir şey fark etmişti, uzun zamandır tuttuğu günlüğünü sayfaları artık bitmek üzereydi. Günlüğü alalı uzun zaman olmuştu ama aldığından beri günlüğün son sayfasını hiç açmamıştı. Günlüğü eline alıp son sayfasında ne olduğunu merak edip açtı. Çok ilginçti, günlüğün son sayfası simsiyah bir parşömen yaprağıydı. Yaprağın ortasında zar zor okunan beyaz bir yazı vardı. Yazıda, “Uuma ma' ten' rashwe, ta tuluva a'lle” yazıyordu. Çok ilginç bir yazıydı ve kendi dillerinden değildi belli ki. Bu yazının anlamını nereden bulacağını merak ediyordu endişeli bir halde. Bir anda aklına Minoc şehrinin kitapçısının sahibi geldi. Kitapçının sahibi çok yaşlı biriydi ve neredeyse Sosiara üzerindeki bütün dilleri biliyordu. Hemen üzerini değiştirip günlüğünü çantasına koydu. Evin aşağı katına indi. Aşağı katta annesi kahvaltı için bekliyordu. Annesi Eleora’ya “ Haydi kızım gel bir şeyler ye.” dedi. Eleora hiçbir şey belli etmeden “ Ben tokum anne siz yapın kahvaltınızı” diyip hemen evin kapısından dışarıya çıktı. Minoc şehrinin maden ocaklarının dibindeki kampta oturan Eleora ve ailesi Minoc şehrine çok yakındaydı. Eleora yola çıktı. Yolu fazla uzun değildi. Yolda bu yazıda ne yazıyor diye tahminler yürütmeye başlamıştı. Eleora bir vakit sonra Minoc şehrindeki kütüphaneye vardı. Ancak gittiğinde kütüphane daha kapalıydı. İçersinden “ Burada bekleyeceğime şu yandaki aşçı ocağına gireyim de hem kahvaltı yaparım hem de vakit geçirim” dedi. Aşçı ocağından içeriye girdiğinde hemen “Merhaba Eleora, nasılsın?” diye karşılandı. Aşçı ocağının sahibi babasının eski bir arkadaşıydı ve Eleora’yı tanıyordu. Eleora aşçıya, “Iyiyim siz nasılsınız acaba?” diye karşılık verdi. Aşçı, “Kahvaltı etmeye mi geldin?” dedi Eleora’ya. Eleora, “Aslında kütüphaneye gelmiştim. Kapalı olduğunu gördüm. Zaten evden çıkarken kahvaltı da yapmamıştım. Hemen buraya geldim.” dedi. Aşçı, “İyi yapmışsın haydi şöyle geçte kahvaltını yap” dedi. Eleora kahvaltısını bitirdikten sonra aşçı ile bir süre sohbet etti. Kilit sesi gelmişti. Aşçı, “Sanırım yaşlı Francis dükkanını açmaya geldi.” Dedi. Eleora, “Bu güzel kahvaltı için çok teşekkür edeyim ben artık gideyim, kütüphane de açıldı zaten. Iyi günler.” dedi ve kapıdan dışarıya çıktı. Hemen karşı binadaki kütüphaneye girdi. Eleora içeriye doğru, “Fransic amca neredesin?” diye bağırdı. Francis kitaplığın arkasından “Buradayım gel” diye bağırdı. Eleora Francis’in yanına gitti. Fransic “Hangi rüzgar attı seni buralara” dedi. Eleora anlatmaya başladı, “Fransic amca, her zamanki gibi günlüğümü yazdım ve dolabıma kaldırdım. Sabah kalktığımda son sayfasını açtım ve son sayfanın simsiyah olduğunu ve ortasında beyaz silik bir yazı ile ‘Uuma ma' ten' rashwe, ta tuluva a'lle’ yazdığını gördüm. Bunun anlamını çözemedim sanırım başka bir dil ile yazılmış. Sen neredeyse bütün dilleri bilirsin. Bunu da bileceğini düşündüğümden direk sana geldim.” Fransic, “Haydi ver de bakalım ne yazıyormuş burada.” Eleora çantasını açıp içersinden günlüğünü çıkartıp Francis’e verdi. Francis günlüğü eline aldı, son sayfasını açtı ve okumaya başladı. Daha sonra Eleora’ya bakıp. “Burada, Bela arama, o sana zaten gelecek! yazıyor.”.... Devamını daha sonra yazıcam.
|
Vebruer
Nereden: Turkey C:/Program Files/Zonguldak |
#281674
2008-02-18 01:12 GMT
Güzel güzel.. Devam et böyle.. Çıkacak birşeyler..!!
|
ByTymaron
Nereden: Turkey İstanbul |
#281804
2008-02-18 18:20 GMT
la daha ne çıkması göbkerk harbiden sen kitap yaz bak dediğim gibi gelicem izmire imzalattırmak için =)
|
Stormy
Nereden: Turkey Balıkesir/Bandırma |
#281805
2008-02-18 18:29 GMT
Bakalım neler olacak günlüğümüzde başka..
![]() Eline sağlık Slothere.Başarılarının devamını dilerim.
Good Stormy, The Kovuk Worldbuilder. Hayat içi boş düşüncelerin var olduğu anlamsız bir boşluk değilmidir? |
Death Bringer
Nereden: Turkey Sakarya |
#281810
2008-02-18 18:43 GMT
Valla insanın okudukça okuyası geliyo.
|
Kaankha
Nereden: Turkey İzmir |
Bir erkeğin bir kızın dilinden yazması genel olarak zordur. Sonuçta her ne kadar ortak hislerimiz olsa da onların dünyası epey farklı. Konu güzel olsa da ben hala anlatımında bir yalınlık seziyorum. Olaylar çok hızlı oluyor. Biraz hislerin olayların üzerinde dur. Betimlemeler yap vb.. Kısa yada çok uzun olmalı demiyorum ama eğer kaçma sebebin hemen bitirmekse hata ediyorsun derim.
|










